KOD

KOD

Dil, kültürün korunmasının ilk şartıdır çünkü kültür dile kodlanmıştır ve bu kodları yitirmek kültürü yitirmektir. Dil yitirildiğinde kültür belirli bir süre törensel olarak sürdürülebilse de zamanla anlamlılığını yitirir ve zamana yenik düşerek ortadan kalkar.

Diasporada Çerkes dili büyük tehlike altındadır. Çerkesyada hayatın her alanında kullanılan dil diasporada zamanla Çerkeslerin lokal olarak çoğunluk oluşturup bir arada bulundukları yerlere hapsolmuştur. Ekonomik alanda ve diğer toplumlarla etkileşmede kendisine bir yer bulamamıştır. Sadece Çerkeslerin günlük iletişiminde ve kendi aralarında kullandıkları bir öge olarak köylerin boşalması sürecine kadar kullanılmıştır. Köylerin boşalması, radyo ve televizyon gibi araçlarda dilin kendine yer bulamaması, dilin ekonomik bir önceliğinin olmaması, büyük şehirlerde gündelik hayatlarda gündelik ihtiyaçları gidermede Çerkesçenin işlevsizliği, dilin yazılı ve sesli olarak ürettiklerinin tüketileceği bir ortamın önünde yasal engellerin bulunması, dil ve kültür gibi unsurların ayrımcılık olarak algılanması gibi türlü nedenlerle Çerkesçe önemini yitirmiş, sadece bilenlerin psikolojik olarak rahatlamak ve farklı hissetmek için kullandıkları işlevsiz seslere dönüşmüştür. İletişimsel, ekonomik, geleceksel bir önemi kalmayan dilimiz kullanılmamaya ve öğretilmemeye başlanmıştır.

Dilimizi ve kültürümüzü bir kenara atmak halkımızın yüzyıllar süren savaşlarını ve çektikleri acıları bir kenara atmak demektir. Yüzyıllar boyu süren mücadelemizin temelinde herhangi bir kralın ve imparatorun arzuları için ölmek yerine binyıllar içinde halkımızın yarattığı insanlık değerlerini korumak arzusu vardı. Kaybedilen fiziki savaştan sonra dünyanın en acı sürgününe (sonuçları soykırıma yol açmıştır) dedelerimizi razı eden tek şey gurbet topraklarında kendileri olarak kalabileceklerine ve sahip oldukları insanlık değerlerini bir şekilde geleceğe taşıyabileceklerine olan inançlarıydı. Onlar hiçbir zaman vatanlarının kendilerine ait olduğu ve oraya halkımızın bir şekilde yeniden ulaşacaklarına olan inançlarını yitirmemişlerdi.

Dilimiz yittikçe binyıllardır dilimize kodlanan insanlık değerlerimiz özünü yitirmeye ve sembolik törensel gösterilere dönüşmeye başlamıştır. Halkımızın binyıllar boyu mücadelesini verdiği değerler anlamsız ve nostaljik kavramlara dönüşmüştür. Ortaya günübirlik yaşayan amaçsız ve farkındalıksız bir kitle çıkmıştır.

Dilimiz, rengimizi ve kokumuzu korumanın en büyük şartı olduğu için yaşamalıdır. Çerkes halkı aralarında yaşadığımız halkların da tasdik ettiği üzere binyılların getirdiği güzel hasletlere sahiptirler. İçinde yaşadıkları topluma barış ve ekonomi alanında olumlu katkılar sağlamaktadırlar. Böyle bir halkın köklerinden kopması ve kimliğini yitirmesi içinde yaşadıkları toplumlara kattıkları olumlu değerlerin köklerinden sökülmesi anlamına gelmektedir. Bir halkın binlerce yıldır taşıdığı kodları yitirmesi ve yeniden kodlanması hem o halkı hem de birlikte yaşadığı halkları yapısal olarak dejenere eder. Huzur ve barış ortamı olumsuz etkilenir.

Dilimiz insanlığımızın kodlarıdır. Deforme olan kodlarımızı yeniden dilimizle kodlamalıyız. Her toplum ancak, kendisine ait olan insanlığının kodlarına hayat buldurduğunda saygılı ve nitelikli bir şekilde geleceğe taşıyabilir kendisini.

Dilimizi yeniden konuşulabilir hale getirmenin ve onunla kendimizi yeniden kodlamanın yolu dilimizi kurumsal olarak öğretmek ve ona sosyal ve ekonomik bir alan açmaktır ayrıca öğretim dışında kitle iletişim olanaklarına sahip olmaktır. Bunun için de ciddi bir devlet desteğine ihtiyaç vardır. Devletin bu desteği açısından düşünüldüğünde devlet için ekonomik kayıp olarak düşünülebilir ancak, aksine bu, devleti güçlendiren önemli bir yatırımdır. Devletin bu konudaki kazancı genel toplumun barış ve istikrarını demokrasiyi kullanarak beslemesi ve dolayısıyla enerjisini sosyal devlet olma yönünde harcaması olanağı elde etmesidir. İlk olarak Çerkes halkı bilinçlendirilmelidir. Kodlarının değerinin farkındalığını bilecek; önce kendi olanaklarını sonuna kadar kodlarını korumak için harcayacak; devlet desteğini talep edecek ve devletin sağladığı olanakları sonuna kadar bilinçli şekilde kullanacak şekilde Çerkes halkını bilinçlendirmek önceliklidir. Devlet ve genel toplum nezdindeki olumlu kredilerimizi de bilinçlendirmeyi desteklemek için kullanmak da olanaklıdır. Ayrıca hiçbir şiddet yönelimi olmadan hak talep eden ve bunu kullanan bir kitle ülke huzuru ve barışının sağlanmasında motive edici bir örnek oluşturacaktır. Barışcıl ve üretken bir işleyişin örneği olan bu durum aynı zamanda Çerkes halkına vatanda ekonomik ve fiziki alan açacaktır. Böylece Çerkes halkı vatanıyla bağlarını koruyabilecek hem de kodlarını koruyabilmesinden kaynaklı olarak geleceğe kendini taşıyabilecektir.

Marğuş Vezir

10.05.2016/17.07.2016

22:56/02:22

 

Yeniden Ubuntu Toplumu Olmak

Yeniden Ubuntu Toplumu Olmak

Neyi yitirdik ve neden bir arpa boyu yol almakta bu kadar zorlanıyoruz? Çerkes toplumu olarak neden geleceğimizi kurmaya yönelik bir işleyişimiz yok? Biz dünümüzde neye sahiptik de artık değiliz? Neden her gün deforme oluyoruz?…

Ubuntu, Afrika kökenli bir hayata bakış açısıdır. Şu anlama gelir Ubuntu: “BEN, BİZ OLDUĞUMUZ ZAMAN ‘BEN’İM”

Adıge felsefesinin özü “tzıxu/цIыху” sözcüğünden ve “fıwe tlağun/ФIыуэ лъагъун” kavramından yola çıkarak oluşan “Xabze/хабзэ”ye uygun olarak yaşamaktır. Yani, farkındalık sahibi olduğunun bilinciyle hayatı farkındalıklı ve bilinçli sevgiyle somutlaştırarak yaşamaktır öz. Adıge toplumunda tüm xabzelerin temelinde farkındalık ve sevgi vardır. Xabzelerde “ben” olgusu yerine “toplumsallık” olgusu merkezdedir. Ayrıca Xabze her bireyi özgün kişiliğiyle inşa eden bir işleyişe sahiptir.

Günümüz Çerkes toplumuna baktığımızda toplumun doğal yapısıyla işlemediğini ve dolayısıyla da gelecekte kendisini özgün olarak var edeceği refleksler geliştiremediğini görürüz. Köylerden kentlere göç, kapitalizm, ideolojik kabuller, dini anlayışlar, ekonomik çıkmazlar gibi pek çok nedenden kaynaklanmaktadır bu durum. Bireyin kendisini toplumun önüne koyduğu, bencil ve toplum yararının gözetilmediği yeni durumda ne toplum olumlu anlamda yol almakta ne de kişilikler ait oldukları toplumun rengini gerçekten taşımaktadırlar. Bu durumda da Çerkes toplumunun binyıllardır ortaya koyduğu değerler bireylerce sadece sömürülmekte ve yok edilmektedir. Ortaya ise özden yoksun, geleceksiz ve sürdürülmesi imkansız bir Çerkeslik çıkmaktadır.

“BEN, BİZ OLDUĞUMUZ ZAMAN ‘BEN’İM” felsefesiyle davranmaya başladığımızda yeniden özümüzün somut işleyişine dönmüş olacağız. Yaptıklarımızı toplum yararına yapmamız gerektiği ve toplum olmadan yaptıklarımızın değer bulmadığı ve dolayısıyla bireysel gerçek mutluluğu tadamayacağımız bilincini yeniden içselleştirmeliyiz. “Bugün halkım için ne yaptım?” diye düşündüğümüzde “şunları yaptım”ın mutluluğunu tadan insanlar olmaya ihtiyacımız var yeniden.

UBUNTU Adıge Xabzesidir. Farkındalık, sevgi ve ideal işleyişimizin özetidir. BEN, BİZ OLMADIKÇA GERÇEKTEN BEN VE MUTLU OLAMAYACAĞIM için UBUNTU döngüsünde yaşamak hayatın en güzel hediyesinin mutluluğunu her gün tatmaktır. UBUNTU, geleceğimizi yeniden inşa edebilmenin anahtarıdır.

Var mısınız yeniden UBUNTU toplumu olmaya!

Marğuş Vezir

12.07.16

23:27