Хэбзэгъуэщ Зэхэтхыр!!!!!

Хэбзэгъуэщ Зэхэтхыр!!!!!

Мис, псэм лъэ игъуэтри псалъэу зигъэлъэгъуащ.

Мы псалъэхэр Тхьэм и псэм и къипсыкIэщ.

Тхьэр гум къопсыкIыр. Гур Тхьэм и щIэныгъэщ, икIи гур Тхьэм щыщщ. Тхьэм и щIэныгъэ къипсыкIыр «гупс»щи «гупсысэ»ри Тхьэм и нэхуэкIэ цIыхур згъэгъуазэщ.

Щхьэм щы-хьэр гупсысэкъыми ар и нэхъыбэм щхьэусыгъуэщ, щыуагъэ дэгъусэщ.

Щхьэр гум едаIуэу щытмэ гъащIэм фIы лъагъуныгъэм и фэ дахэращ теуэнур.

Пэ зривгъэщыну, пэж фымылъухъуэ. Пэж къудейм фкIэлъыкIуэм ирикъунщ

ХАБЗЭ

Хабзэр сыт жыпIэмэ уипсэр зыхэлъ уибзэм еупщI.

Хабзэм жиIэмрэ пщIэн хуемрэ бощIэри пщIэр умгъэзащIэмэ бгъэгъуэщащ уи гъуэгури быцIыху закъуэр узэрмыцIыхуижращ…

Псэуми я къежьапIэр «гь»ращ.

«Гь»р «гьэ» хъури щIэныгъэ хъуащ.

«Гьэ»р «гу» хъури щIэныгъэм гъащIэ игъуэтащ.

«Гу»р «гь»уэ щыт «ТХЬЭМ» и щIэныгъэр гъащIэм хэзыбзэуэ Тхьэ Хабзэр зыгъэбзэрабзэ цIыхум кIуэцIылъращ.

 

Тхьэ хабзэр фIым тетщи хабзэм и жылэри фIыщ.

ЦIыхур фIыуэ зылъагуращи, Адыгэ Хабзэри Адыгэ ЦIыхум фIым тету къигъэхъуа дэхагъэщ.

ФIыуэ зэхэщIыкIыу, къыбгурыIуэу, къыбгурыIуар фIыкIэ хабзэ згъуэтау плъытэу, абы уи фIыгъэмкIэ зыхуэбгъэзэнымрэ, къыбгъэдэкIыр зэгъыу къэпщтэнращ цIыхум и фIы лъагъуныгъэм къикIыр.

Хабзэр, гъащIэр фIы лъагъуныгъэкIэ гъэбзэнщ.

Псэр згъабауэу згъабзэр псалъэщи, цIыхур ГъащIэм щызгъабзэр и ХАБЗЭращ.

Хабзэр къызыхэкIыр «хэ»ращи хэри цIыхугъэм и кIупщIэщи, Тхьэ ХабзэкIэ зекIуэу фIыр жылэм хэзылъхьэращ.

ЦIыхугъэри пцIыхунымрэ, пцIыхуу щытым щIэныгъэ ептынращ.

Хабзэр лъэпкъым и гъуазэщи лъэпкъыр дахэм хуэзгъазэщ.

Хабзэр, Iэпкъ лъэпкъ згъуэта ПСЭУКIЭщи ХАБЗЭНШЭУ къэнэныр пкъым псэр хэлъэтыкIынращ.

Хабзэр цIыхугъэм тетщ, цIыхугъэм темытыр текIуэдэгъуэщи ар Адыгэ цIыхум и жэгъуэгъущ.

Адыгэр зэфIэзгъувэжу, и пэжым тезгъувэжыу, жьы къыхэзылъхьэжынур и хабзэр къигъуэтижу зэхилъхьэжыным епхащ.

МЫ ХАБЗЭР АДЫГЭР АДЫГЭУ ЗЭФ1ЭЗГЪУВЭЖЫНРЭ ХУЭФАЩЭК1Э ЗЫГЪЭК1ЭТЭНуМРЭЩ.

Хабзэм и бзэр Адыгэпсэум гуры1уэнурэ ар ягъабзэурэ я къэк1уэныр дахэу къэхуэбзэж ящ1ижынущ.

Мы псалъэхэр зы цIыху тхьэмыщкIэракъым зипсалъэр, МЫ ПСАЛЪЭХЭР ЗЭХЭЗМЫЩIЭХЭРАЩ ТХЬЭМЫЩКIЭ защIэхэр.

ХАБЗЭМ И ПСАЛЪЭР ЗЫПХЫРЫМЫКIЫР ГЪУЭНЭ ПЩIАНЭЩ ИКIИ ЦIЫХУГЪЭКIЭ ПЦIАНЭЩИ, ХАБЗЭМ И ПСАЛЪЭР ЗЫПХЫРЫКIЫР БЫДЭУЭ ЛЪЭЩЫУ IУЩЫГЪЭКIЭ ДАХЭУ ХУЭПАРАЩ.

Хабзэр , Адыгэр гъащ1эм ц1ыхугъэк1э зыгъэбзэрщ. Мыбзэжыр мэулъийри улъияр ятIэм щыщ мэхъу.

Хабзэр Адыгэм и пщэдэлъщи зыхэзмылъхьэм, Адыгагъэм 1уэху хуи1эжкъым.

Хабзэм къыжиIар гум зэхихрэ пэт зэхэзмых зызыщIыу езIуэнтIэкIыу зизIуэнтыхьхэр лъапсэм ихупхъэхэщ.

Хабзэ зыпщIыхэмлъижым ибзэм жиIэр пщIэншэщи и макъыр пыупщIыпхьэщ.

Хабзэ зыпщIыхэмлъижым и Iэм IэщIэлъхэр къилэжьахэркъыми ахэр лъэпкъым къызэрфIидыгъуам щхьэ ахэр лъэпкъым ейижщ.

КъызыхэкIам зи фIыгъэ емыкIыр щыкIащи щыкIар зыхэгъэкIыпхъэщ.

Хабзэр сыт жыпIэмэ уипсэр зыхэлъ уибзэм еупщI.

ЖиIэмрэ пщIэн хуеймрэ бощIэри пщIэр умгъэзащIэмэ бгъэгъуэщащ уи гъуэгури быцIыху закъуэр узэрмыцIыхуижращ…

КЪЭРАЛЫГЪУЭ ХАБЗЭХЭМ ЯЩХЬЭЩИХУРЭ АДЫГЭМ ПХИРИХУМК1Э ПАЩХЬЭ ТКЪИУВЭНУРЭ ПСЭУРИ ЗЭХЭТХУНУЩ…

АДЫГЭМ ГУК1Э ЗХИБЗЭРЭ, АДЫГЭР ГЪАЩ1ЭМ ЩЫЗГЪЭБЗЭМК1Э УТЫКУ ТКЪИХЬЭЖЫНУЩ. ДИ ХАБЗЭР АДЫГЭМ ПХЫРЫК1ЫНУРЭ ДЫЗЭРЫТ ЛЪЭХЪАНЭМИ ДИ ПСЭУК1ЭР ПХЫРИГЪЭК1ЫНУЩ.

Пэжыр щIэнэкIалъэ зыщIым и пэр щIым щыщ хъунущ.

Маргъущ Везир

03.10.2018

22:43

RUSLAR KANJAL’I İYİ OKUSUN

RUSLAR KANJAL’I İYİ OKUSUN

Kanjal Anmalarında yaşanan olaylar Çerkes toplumu açısından pek çok dersler çıkarılmasına neden olmuş ayrıca pek çok açıdan olumlu sonuçlara sebep olacak değişimlere gebe olunduğunu göstermiştir.

Sürgünden beri, vatanda kalan ve yerel taşeronlara havale edilen vatan Çerkeslerinin yerel taşeronlarla idare edilemeyeceğini, statükonun çöktüğünü göstermiştir olaylar. Küçük kıvılcımlarla provakasyona gelmeyen Çerkeslerin, haklı davalarında bilinçli bir şekilde bir araya gelme potansiyelleri test edilmiştir. Başarılı olmuştur. Statükonun kendini güçlü hissettiği bir zamanda, statükonun can çekiştiği anlaşılmıştır. Geleneksel yöntemlerin Çerkesya gerçeğini örtbas edemeyeceği, Çerkeslerin tarihi hakları için mutlaka mücadele edeceği, mücadelenin de manipüle edilen grup ve de yerel güçlerce önlenemeyeceği ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak Çerkesyanın duygusal nedenlerle değil de teknik nedenlerle hem Rusyanın hem Çerkeslerin ikbali için ayağa kaldırılması gerektiği ortaya çıkmıştır.

Ne Karaçaylar ne de Balkarlar Çerkesyanın sahibidirler. Çerkeslerin kitleler halinde vatanlarından sürülmelerinden sonra Çerkeslerin aleyhine gasp ettikleri her hak elbette ellerinden alınacaktır. Kendileri de sürgüne uğradıkları halde geri gelebilmişlerse ve Çerkeslerin geri dönüşüne karşı çıkıyorlarsa bu tabii ki Çerkeslerin kabul edeceği bir durum olmayacaktır. Karaçay ve Balkarların Çerkesyadaki yeri geçmişte olan yerleridir. İhanet ve gasp asla kabul edilmeyecektir. Ayrıca ne Karaçaylar ne de Balkarlar Rusların pis işlerini görecek imkan ve kabiliyettedirler. Yeni statüko ve bölgesel gerçekler bunu açıkça ortaya koymaktadır. Bölgede tek oyun kurucu Ruslar değildir ve bölge tüm Rusyayı felakete sürükleyecek imkanlara sahiptir.

Rusya eğer Çerkeslerle kurması gereken dengeyi kurmazsa hiçbir zaman Çerkeslerin hep var olan potansiyel kabiliyetlerini yok edemeyecek ve yarınından emin olamayacaktır.

Çerkesyanın yeniden ayağa kaldırılması en çok Rusyanın işine yarayacaktır. Karşılıklı ve ciddi ekonomik ilişkilerin geliştiği, üretimin Rusyanın önemli ihtiyaçlarını karşıladığı, siyasi olarak provakasyonlara kapanmış bir RF üyesi Çerkesya, Rusya açısından rakiplerine karşı en önemli hamle olacaktır.

Küçük Özetler:

Ruslar Çerkeslerle barış temelli olarak uzlaşmak zorundadır.

Karaçay ve Balkarlar tarihi Çerkesyada Çerkesler aleyhine bir yer işgal edemez ve Çerkesler tarihi haklarını alacaktır.

Çerkes meselesi inkar edildikçe, Çerkesler, Ruslar için en büyük riski yaratacak potansiyele sahiptir.

Çerkes meselesi insancıl ve adil bir çözüme kavuşturulduğunda, Çerkesya, Ruslar için en büyük avantajlı durumu yaratacak potansiyele sahiptir.

Yerel taşeronlar ve kuklalar dönemi geçmiştir.

Çerkesya şu an Kırım, Ukrayna, Gürcistan üzerinden Batının parasıyla yerel taşeronlarca istikrarsızlaştırılmaya çalışılmaktadır.

Bu arada Çerkesler elbet bir şekilde ayağa kalkacaktır. Eğer canları yandığı için ayağa kalkarlarsa can yakacaklardır. Eğer gelenler için saygıyla ayağa kalkarlarsa karşıdakilerle beraber insanlıklarını karşılıklı onure edeceklerdir.

Haydi, barış içinde meselemizi konuşalım. Provakasyon şiddet getirir.

Haydi, gerçekle, yalnız gerçekle yaklaşalım meseleye. Gelecek manipülosyonla kurulamaz.

 

 

Marğuş Vezir

29.09.2018

15:32

SOYKIRIM

SOYKIRIM
Bir halkı topraklarından zorla koparmak ve teker teker öldürmek yerine topluca öleceklerini bilerek ölüm yolculuğuna çıkarmak elini kana bulaştırmadan soykırım yapmaktır.
Savaşta da ordu ile sistemli sivil katliamı yapmak zaten soykırımdır.
Barışta da sistemli bir politikayla bir halkın rengini ve hafızasını silmeye çalışmak da soykırımdır.
Soykırıma karşı adaleti talep etmek susturulamaz. Kapıları elbette zorlayacağız ve duymayan kulaklara işittireceğiz yeniden tohum olup düşmek ve yeşermek için Çerkesyada.
Kendi soykırımı karşısında susmak kendi soykırımına alet olmaktır.

Marğuş Vezir
30 Mayıs 2018 23:28

RUSYA FEDERASYONUNA ÇAĞRI 2

RUSYA FEDERASYONUNA ÇAĞRI 2

Bunu ister iyi niyetli yapın ister bizimle ilgili endişelerinizden dolayı yapın ama mutlaka diyaspora Çerkesleriyle bağlantı kuracak resmi bir birim oluşturun.

Evet RF olarak büyük oynuyorsunuz ancak Çerkeslerle ilgili küçük düşünüyorsunuz ve muhattabımız siz olduğunuz halde bizim meselemizi rakiplerinize terkederek büyük bir gedik açıyorsunuz hem Çerkes hem Rus halklarının güvenli geleceğinde.

Coğrafyanızdan en uzak dünya meselelerine dahil oluyorsunuz ve büyük oyunlara katılıyorsunuz ancak yanı başınızda duran ve size ait olan Çerkes meselesiyle ilgili korkak davranıyorsunuz ve yüzleşemiyorsunuz.

Uykunuzdan uyanın artık. Bizlere yakında size karşı yapacağımız düşmanlık ve vereceğimiz zarar karşılığında rakiplerinizin bize vadedeceği imkânlarla sarhoş olup RF’yi cehenneme çevirecek projeleri var. Siz yanı başınızdaki bu musibet karşısında hiçbir somut adım atmıyorsunuz. Ya votkayı fazla kaçırdınız her şey tozpembe, ya bizle ilgili sorunu çözemeyecek kadar aciz bir devletsiniz.

Şu an rakipleriniz projelerini somut olarak hayata geçirmeden önce karşılıklı çözüm geliştirme şansımız var. RF’nin başında hep Putin gibi dirayetli adamlar olmayacak. RF’nu Batının elinde oyuncak olmaktan kurtaran adam tabii ki Çerkes meselesini de çözebilecek dirayete sahiptir. Ancak emin olun mesele çözülmeden devletin başına ikinci bir Yeltsin’in geçmesiyle rakipleriniz bu meseleyle bizden devşirdikleriyle hem sizi vuracak hem de bizim insanlarımızı felakete sürükleyecek.

Evet, resmi bir birim kurun bizimle ilgili ve bizimle temas kurun. En aklı başımızdakinden en çok saçmalayanımızın fikirlerini duyun. Sonra karşılıklı olarak uzlaşacağımız kriterlere uygun olarak nitelikli bir geri dönüşün önünü açalım. En baştaki kriterimizi de Çerkesyaya dönmek için Çerkesyada ve dolayısıyla RF’nda kan dökmek gayesi gütmemek ve barışa ve üretime katkıda bulunmak olarak belirleyelim… Her şeyi konuşalım ki dün olduğu gibi yarın da kulaklarımıza başka coğrafyadan gelenlerin fısıldadıklarıyla halklarımızı felakete sürüklemeyelim.

Marğuş Vezir

04.09.18

22:15

 

RUSYA’YA ÇAĞRI

RUSYA’YA ÇAĞRI

Çerkesya Rusya Federasyonunun barışla atan kalbi olmalıdır. Bunun için de RF Çerkesleri geleneksel yöntemleriyle kontrol etmek için istihbarat örgütünü ve sadece kişisel çıkarlarını gözeten yerel işbirlikçileri kullanma yöntemini bırakmalıdır. Batının hedefi Rusyayı çökertmektir ve bunun için geleneksel Rus siyasetinin yöntemlerini kendi aleyhlerine çevirecek en elverişli alan geleneksel Rus siyasetinin zarar verdiği Çerkeslerdir. İyi bir propagandayla işlenecek Çerkeslerle Çerkesyanın ikinci Ortadoğuya çevrilmesi hedeftir. Bu hedef gerçekleşirse bedel ödeyenler sadece Rus ve Çerkesler olacaktır. Kazanan Batı olacaktır. Abhazya ve Osetya sadece son sınırlarıdır tehlikenin. Tehlikenin kalbi Çerkesyadır. Bağımsızlıkların tanınmasıyla Abhazya ve Osetya mücadelenin fiziki sınırı olmuştur. Umutsuzluğa sürüklenen büyük bir kitle olan Çerkeslerle ilgili olarak RF gerekli adımları atmayıp Çerkesleri yok saymaya devam ederse bedelini ağır ödeyecektir. İkinci bir ortadoğuyu yaratacak geleneksel politikalar yerine barışa dayalı politikalar derhal hayata sokulmalıdır RF tarafından.


Marğuş Vezir
28.08.2018
01:11

 

 

SORUMLULUK VE VEFA

SORUMLULUK VE VEFA

(Birilerine, herkese değil…)

Sorumluluğunuzu yerine getirmiyorsanız sorunlardan yakınma hakkınız yoktur ve sorunların en büyük parçasısınız. Vefa gösteremiyorsanız cefa çekmekten yakınamazsınız ve çözüm önerileriniz de sadece laf kalabalığından ibarettir ve de insanların enerjisini oyalayarak insanlara cefa ediyorsunuz.

Keşke bunları yazmak zorunda olmasaydım. Keşke hepimiz toplum olmanın gereği olarak bireysel olarak üzerlerimize düşeni yapsaydık. Keşke güç sahibi olduktan sonra gücümüzü toplum yararına kullanabilip geçmişimizde, mensubu olduğumuz halkın güzel değerlerini ileriye taşımak için gücümüzle katkıda bulunsaydık ve her şeyin eskisi gibi olmadığını söyleyip timsah yaşları dökerek vicdanları sömürmeseydik.

Keşkelerle zaman akıyor ve geleceğimizi duyarsızlığın yarattığı karanlıklar bekliyor.

Çoğunuzu köylerinizden o yaşlı insanlarımız ve insan olmanın keyfini paylaştığınız arkadaşlarınız uğurladı sizi şehirlere. Yüreklerinizde sorumluluğunuz ve vefalı olacağınıza söz vererek çıktınız köylerinizden. Şehirlerde binbir zorluk çektiniz ve sadece köye gideceğinizde aklınızın ucuna geldi sorumluluk ve vefa. Uzun yıllar köylerinize gittiniz ve köydeyken hiç bir şey olmamış gibi kısa zamanlar geçirdiniz oralarda. Zamanla ziyaretleriniz seyrekleşti ve sonunda tamamen koptunuz köylerden. Köyleriniz zamanla silikleşti. Köylerinizden gelen insanlarla karşılaşmamak için köşe bucak kaçtınız. Zamanla o gelenler de sizlere benzediler. Herkes hayat kavgası veriyor ve birbirini umursamıyordu. Sonra birileri bir şeylerin yanlış gittiğini anladı ve köklerini aramaya başladı. Eski günlerdeki güzellikleri şehir ortamında ileriye taşımanın yollarını aramaya başladı. O insanlar canla başla çabalarken onlara destek olmadığın gibi o insanlara en iyi Çerkes benim nutukları attın. Baktın Çerkes olmak rant getiriyor ismini gücüne güç katmak için kullandın. Sonraysa her şeylerini toplumun geleceğine adayan insanlarımızın karşısına çıkıp bu sefer de oluşturduğun sanal Çerkesliğinle öne çıkıp itibar devşirmeye kalktın. Çerkeskayı giydin, kalpağını taktın, vatana gidip gezdin tozdun. Vatanda kahvaltı sofrasında bile yediklerini anlata anlata bitiremedin. Tüm bunları ruhunda insanlığını yutup öldüren karadeliği itibar ile kapatmak için kullandın. Ancak sanal itibarına rağmen insanlığın o karadeliğe düştü ve öldü. Senin itibar ve gösterişinden dolayı vatanın da parayla olduğu izlenimini yaratarak temiz ruhları vatandan uzak ettin. Atalarının lanetini kazandın. Derneklerde ve festivallerde boy gösterdin ancak insanlığını karadelikten çıkarıp kimselere gösteremedin.

Pişman olmak, sorumluluğunu hatırlamak, vefa için kendine verdiğin sözü anımsamak gerekiyor karadeliğin kapanması için. Sömürdüğün değerleri toplumun geleceğe aydınlık içinde taşınması için her kutsalını uğruna feda ettiğin para ve gücünü artık ait olman gereken toplum için sarf etmen gerekiyor. Böylece o karadelik küçülecek ve yok olan insanlığın yeniden hayata dönecek. Daha önce gücünün sana kazandıramadığı gerçek itibarı kazanıp yavaş yavaş haz alacaksın.

Marğuş Vezir

04.09.18

02:28

ÇERKESCE

ÇERKESCE

Çerkesce bir işe yaramıyor mu? Hayat kavgasında bir yeri yok mu Çerkescenin? Çerkesce ve Çerkeslik birer pranga mı yolumuza devam etmemizi engelleyen?…. Bunlar pek çoğumuzun bazen kendimize sorduğu sorulardır. Çerkesceyi işleyen hayatlarımızda olması gereken yere koyamadığımız ve kıymetini tam olarak bilemediğimiz için bu soruları kendimize sormaktayız.

Kavgamız sadece fiziki olarak iyi imkânlar edinmek, karın doyurmak, ekonomik olarak hayatımızı idame ettirmek değildir. Kavgamız fiziki dünyamızdaki mücadelemizle birlikte ruhsal dünyamızda da cereyan etmektedir. “Çerkesim.” diyen her bir Çerkesin iç dünyasında iyi bir insan olma kaygısı ve kavgası vardır.

Fiziki olarak hayatlarımızı kazandığımız dünyada pek fazla yeri olmayan Çerkescenin değeri nedir peki?… Çerkesce “insan” olmanın sözcüklere kodlandığı bir dildir. Çerkesce düşünüyorsanız yüreğinizle düşünüyorsunuz, “insan” sözcüğünün/olmanın anlamını biliyorsunuz, duru sevgiyi biliyorsunuz/deneyimliyorsunuz.

Çerkesce, ruhunuzun “insan olma” anahtarıdır. Nasıl ki fiziki dünyanızda fiziki olarak geniş bir hareket alanı için paraya ve maddiyata ihtiyaç duyuyorsanız ruhsal dünyada insan olarak geniş bir hareket alanı için Çerkesceye ihtiyaç duyuyorsunuz. Ayrıca insan olmanın kodlandığı Çerkescenin hayat bulmuş hali olan xabzeye de şiddetle ihtiyaç duyuyorsunuz. Çünkü Xabze kendisini insan olarak kodlayan bir dille kendinizi ifade etmenin somutlaşmış şeklidir. Yani kanlı, canlıdır.

Çerkesce konuşmak ruhunuzun prangalardan kurtulmasıdır. Özgür/Özü-gür insan olmanın anahtarını taşıyıp her gün insan olmanın değişik ve güzel renklerdeki kapılarını kendinize açmaktır.

Çerkesce şu anda fiziki dünyamızda vatanımızla bağımızdır. Fiziki olarak üzerinde yeniden yaşayabilme olanağı talep ettiğimiz vatanımız Çerkesyanın fiziki sembolüdür.

Lütfen hayat kavgalarınızın sadece para ve konforlu hayat için olmadığını unutmayın. İnsanları festivallere ve derneklere toplayan ancak insanların oralarda bulamayıp dağıldıkları şey o, Çerkescenin bize hep fısıldadığı şeylerin ta kendisidir. Fark edin. Kimliğimizin, geleceğimizin Çerkescede kodlandığını fark edin. Özlemlerimizin Çerkescede kodlandığını fark edin… Eğer ki herkes farkına varıp içselleştirirse bunları, o zaman halkımız için kâbuslar sona erer. Maddi olanaklarımızı da kendimiz gibi olmak için kullanırız ve hayattan gerçekten keyif almaya başlarız.

01.09.2018

22:20

Marğuş Vezir

 

OYUN

OYUN

Batı ne yapar? Batı sömürmek istediği bölgelerde ve de insanların enerjisini savaş ve vahşete evirerek çıkarına uygun şekilde dikkatleri oyalamak için kullandığı bölgelerde insanların her türlü değerini ve insanları mutantlaştırır.

Ortadoğuyu kontrol etmek isteyen Batı öncelikli olarak mutant bir İslami anlayış geliştirmiş ve bunu kullanarak iktidarlar kurmuş ve insanları da bu mutant anlayışın içinde hapsetmiştir. Günümüze kadar Arap yarımadasında yakın yüzyıllarda gerçekleşen budur. Ayrıca dikkatleri biryerlerden uzaklaştırıp işine daha rahat bakmak için ise günümüzde birden çok mutant İslami anlayışlar ve gruplar oluşturarak -Suriye örneğindeki gibi- kuvvetli kargaşalar yaratmıştır.

Yönetilmek ve kontrol edilmek istenen ülkelerin değerleri, liderleri, halkları bir kez mutantlaştırılınca o ülkenin bedeller ödemeden normale dönmesi çok zor olmaktadır…

Batının yeni mutant adayları biz Çerkesleriz. Rusya Federasyonunu sendeletmek ve yıkıma sürüklemek için arzulanan ikinci Ortadoğunun merkez unsuru Çerkeslerdir. Çerkeslerin yakın dönemde asimile olacağı öngörülmektedir. İyice asimile olmuş ve değerlerini yitirmiş Çerkesleri yeniden istenilen kıvamda sözde yeniden Çerkesleştirip Ruslarla çatıştırmak Batının arzusudur. Dil yeniden öğretilecek, düşmanlıklar incelikle işlenecek ve istenilen kıvamda mutant bir kültür oluşturulacak ve Çerkesler asimetrik cepheden savaşa sürülerek Çerkesya ikinci bir Ortadoğuya evrilecektir. Arzu ve çalışma bu yöndedir. Dikkatler bizdeyken de önce Rusyanın arka bahçeleri koparılacak, daha sonraysa Rusya parça parça koparılacaktır. Çerkes sürgününden önceki dönemlerde Çerkesyanın sürekli kan ve savaş içinde olması Çerkesyada Rusların oyalanması için Batının oynadığı büyük oyunun sonucudur. En acı bedeli de Çerkesler ödemiştir.

RF’nun bunun farkında olmaması imkânsızdır. Büyük bir hızla işleyen büyük planı bozmasının tek yolu Çerkeslerle işbirliği yaparak bu oyunu bozmasıdır. Şu an RF Çerkeslerle makul ve barış içinde bir yol çizebilir ancak yarın bir gün mutantlaşmış gruplarla ancak cehenneme beraber yolculuk eder.

Marğuş Vezir

30.08.2018

01:56

 

SORUNLARIMIZIN SEBEBİNİ ATLIYORUZ

SORUNLARIMIZIN SEBEBİNİ ATLIYORUZ

KAFFED 2018 yılını anadil yılı ilan etti. “”Çocuklara yönelik dil eğitim çalışmaları, büyükler için Alfabe kursları, Dil bilenlerden kendi bölgelerindeki atasözü, anekdot, gıbze gibi halk arasında kalmış değerlerin toparlanması, orta öğretim dil eğitimi ve eğitim kursları için yapılabilecek çalışmalar…””” üzerinde konuşulan ve üzerinde yoğunlaşılan ögelerdi…

KAFFEDin 2018 yılını anadil yılı ilan etmesi ve elinden geldiğince çalışmalar yapması elbette ki önemlidir ve gereklidir. Ancak anadil sorununu da başka sorunları da doğuran asıl sebep bu sefer de atlanmıştır. Sebep atlandığı için mevcut sorunlar ortadan kalkmayacaktır.

Bizim asıl sorunumuz farkındalık ve hedef sorunudur. Derneklerin ilk gayesinin sorunları göğüslemeye girişmeden önce sorunlar konusunda farkındalık yaratmak olmalıdır. Farkındalık yaratıldıktan sonraysa sorunların masaya yatırılması söz konusu olabilir ve o aşamada dernek bileşenleriyle soruna somut çözümler bulunabilir. İşinden, aşından ve ailesinden taviz vererek emek harcayan dernek emekçileri kültürü mü yaşatsın, sorunları mı sonlandırsın… Bu yapıyla hiçbir yere varamayız. Üç beş emekçi ve beklentisi yüksek ama beklentileri için katkısı çok az olan halkımız…

Madem her beklentinin bir bedeli var o zaman o bedeli beklenti sahiplerinin ödemesi gerekir. Derneklerden mucizeler talep eden ve yerden yere vuran insanımızın öncelikli olarak sorunlarının farkındalığıyla tanışması gerekmektedir. Derneklerde yaşayan ve yaşatılan aslında kültürümüzden ziyade bir illüzyondur. Birkaç kişininin üstün gayretiyle görsel olarak yaşayan ve toplumun yeterince sahip çıkmadığı şeyler aslında sadece anısaldır ve kanlı canlı yaşamamaktadır. Yaşam tarzının yansıması değil de hayallerin yansıması olan bu görüntüler halkımızı kurtaramayacaktır.

Yaşatmak kaygısında olan insanlarımızın yollarının kesiştiği ancak çabalarını geleceği değiştiremeden sonlandırdıkları yerler olan derneklerimiz misyonlarını görüntüyü yaşatmak yerine özü keşfettirme ve farkındalığı beslemeye kaydırmalıdırlar. İlk sıraya halkın farkındalığını uyandırıp hedefe yönlendirerek halkın bizzat katkısını sağlamaya yönelik çabaları koymalıdırlar.

Çeşitli vesilelerle KAFFED sayın başkanına ve KAFFEDin Kayseride’ki Anadil Çalışma Grubunda da dile getirdiğim gibi ilk yapmamız gereken iş farkındalığı besleyecek çalışmalara girişmektir. Önümüzü açacak fikir ve önerilerin halka ulaştırılıp halka mal edilmesidir. Bunun için de ilk olarak yazan ve çizen insanlarımızın halka ulaşması için çalışmalara girişmektir. Ayrıca somut olarak da şunu önermiştim: “Her yazar ve şairimizin halka ulaşması için kişisel ilişkilerin de kullanılarak ekonomik durumu müsait kişilerin yazar ve şairlere sponsor olmasının sağlanması ve ortaya çıkan eserlerin de halka mümkünse ilk aşamada bedelsiz sağlanması ve böylelikle farkındalığa hizmet edilmesi gerekiyor.”-Örnek olması açısından- ayrıca anadil yılı konusunda da “Madem bu yılı anadil yılı ilan ettiniz o zaman halen anadili koruyabileceğimizi göstermek hem de anadilin işlevsel olduğunu göstermek için öncelikli olarak anadilde yazan yazar ve şairlerin kitaplarını basılı hale getirtip halka mal edin. Böylece hem psikolojik özgüven kazanırız, farkındalığımız yükselir hem de dille ilgili geleceğe katkımız olur.” demiştim… Halen aynı çizgideyim.

Tüm çaba sahiplerine sesleniyorum: Elbette ki yaptıklarınız çok değerli ancak halka davasının farkındalığını kazandırmakla ve halkın farkındalığından kaynaklanan çabalarla sonuca varabiliriz. Enerjimiz toplumumuzu kurtaramaz. Enerjimizle ancak toplumu uyandırıp harekete geçirebiliriz. Toplumumuzun içindeki enerjiyle neler başarabileceğinin farkındalığını uyandırmakla büyük işler başaracağız.

 

Marğuş Vezir

28.08.2018

22:41

İŞGAL ALTINDAKİ RUHLARIMIZ VE ÇERKESCE

İŞGAL ALTINDAKİ RUHLARIMIZ VE ÇERKESCE

Onlar bilmiyorlardı ama Tanrının dilini konuşabilenler yeryüzünde sadece onlardı. Ülke ülke savrulmuşlardı. Anlamlandıramadıkları bir kutsallık taşıdıklarını biliyorlardı ve yaşayageldikleri gibi yaşamaya devam ettikçe kutsallıklarının sürdüğünü hissediyorlardı. Önce, ülke ülke savrulan bu insanlar o ülkelerin değişik bölgelerine parça parça savrulmaya başladılar. Zaman geçtikçe kutsallıklarını yitirmeye başladıklarını hissettiler. Onlar artık savruldukları ülkelerdeki insanlar gibi yaşamaya başlamışlardı. Hepsi anlamlandıramadıkları kutsal bir acı hissediyorlardı. Ne yapsalar ne etseler de gereksiz bir çabaydı ve acı her geçen gün güçleniyordu. Acılarının kutsallıkla ilgili olduğunu bilen bu insanlar acıdan kurtulabilmek için yaşayageldikleri ve artık devam ettiremedikleri yaşantıda acılarının dineceği düşüncesiyle yaşayageldiklerini yeniden canlandırmaya kalktılar. Ancak, mümkün olmadı o kadar bölünmüş, parça parça olmuş insanlarla yeniden yaşayabilmek. Sonra acıya acıya tekrar diğer insanların acıtan günlük yaşantılarına onlar gibi katıldılar.

Ancak sır, konuştukları dilde ve ruhlarını konuşturdukları yaşantılarında gizliydi. Onlar farkında olmadan Tanrının gizemli dilini sürdürüyorlardı. Tüm var oluş bu dille konuşuyordu ve bu dili anladıklarının farkında bile değillerdi. Ruhları ve duyguları sığmıyor ve ruhlarını ve duygularını taşıyamıyordu yeni dillerinden hiçbiri. Yürekleri isyan ediyor ve acıya da bu, neden oluyordu. Evrenden ve var oluştan ve de anlamdan kopuyorlardı ve bu acı dayanılmaz bir acıydı. Bu acıdan kurtulmak da imkânsız bir şeydi.

Yeryüzünde bulunageldiklerinden beri yaşadıkları coğrafyada sayısız kez en zor koşulları tatmışlardı. Yakın zamanda Timur’un, Kırım’ın zalimliklerini tatmışlardı. Ancak, tüm zor koşullara rağmen ruhlarındaki sevinç yok olmamış, yeniden hayata devam edebilmişlerdi. Rusların en zalim davrandıkları zamanda bile ruhlarındaki o sevinçli ışık sönmemişti. Önce yavaş yavaş ruhları, sonra da ruhlarının bedene dönüştüğü sevgili vatanları işgal edildi.

Savruldukları ülkelerde işgal altındaki ruhları işgalcilerinin zincirlerinden kurtulamadı. Önce ruhlarını kurtarabilme umutlarını yok ettiler sonra da bedenleri amaçsızca savruldukları ülkelerin insanlarına karıştılar. Farkında değillerdi ama ruhlarını işgalden kurtardıklarında yeniden ruhları işleyecek ve o zaman, bir sinerjiyle yok oluştan kurtulacaklardı. Tek mücadele kaynakları vardı ama hiç birisi bunun farkında değillerdi. Yürekleri biliyordu onlarla konuşanın Tanrı olduğunun. İşgal altındaki ruhlarındaki sesler, öyle olmadığını söylüyor veya olmadık yollarda yürütüp yoruyorlardı ruhların sahiplerini.

Artık, o, yürek sahipleri bitap düşmüşler ve savruldukça acılarının da savrulacağını düşünmeye başlamışlardı. O, ruh sahipleri kendileri gibi olan ve kendilerini hatırlatan her şeyden kaçmaya ve duymamaya, hatırlamamaya çalışıyorlardı. Ama hepsi boşunaydı. Ya yeryüzünü ruhları için cehenneme çevirip sonsuz acıyla kıvranacaklardı ya da yüreklerini yeniden işitip, anlayacak ve bu acıya son vereceklerdi. Ancak ruh sahipleri Tanrının sözcüklerini bir kenara atmış ve sesler anlamsız ve silik bir hale gelmişti. Ama vardı o sesleri yitirmemiş olanlar. Sesler dayanamadı yitip gitmeye ve yüreklerine sabırla fısıldamaya başladı onları yitirmemişlerin. O yürekler yavaş yavaş başladı işgalden kurtulmaya. O yüreklerin sahipleri kutsal seslerin resimlerini başladılar çizmeye. Zor ve imkânsız olmadığını haykırmaya başladılar kurtuluşun. Ve karar verdiler Tanrının dilini konuşmaya.

“Öncelikle ne olduğunun farkında olursan, o zaman yapabileceklerini bilir ve gerçekleştirebilirsin!” dedi Çerkesce ve konuşmaya başladı.

Temelde neyin olduğunu ya da temele neyi koyacağını bilemezsen binanı sağlam kuramazsın ve yıkılır. Önce temelimizi atacağız ve yola o şekilde devam edeceğiz.

Öncelikli olarak Tanrı sana neden tzıxu(insan) diyor, bunun ayrımına varmalısın. Tzıxu ne demek, ayrımına var. Sen bilen ve farkındalık sahibi olansın. Farkında olmadığın karanlık her durum senin “tzıxu” olmana engeldir. Temeline, “tzıxu” olduğunun farkındalığını koyacaksın ve onun üzerine koyduğun her şey hiçbir zaman sarsılmayacak ve onun üzerine koyacaklarına sağlam bir temel olacaktır.

Sorgulamadığın, rastgele kabul ettiğin hiçbir şey senin gerçek parçan değildir. Onların üzerine koyduğun hiçbir şey, binanı yükseltmez. Eğer karanlığın üstüne yükselebileceğini sanıyorsan, karanlıklar içinde kaybolacaksın ve ışığın olmayacak.

Yaşadığın en büyük hazzın ne olduğunu düşün. Bana hak vereceksin. Bir şeyi netlikle kavradığın zaman, ruhunun en çok haz aldığı zamandır. Bunu biliyorsun. Kendine temel olarak “farkındalık” dışında bir şey seçtiğinde temelinin her zaman büyük depremlerle sarsıldığını ve tutunamadan yıkıldığını biliyorsun. Tzıxu olduğunu bilmeden değerli herhangi bir şey olamadığını, sadece anlamsız bir sürüklenen olduğunu biliyorsun.

“Bıtzıxume wutzıxuşş. (Farkında olursan insansın.)” dedi o kutsal ses ve işgal altındaki yüreğin en ortasındaki yerdeki işgalci düşünceler orayı terk ettiler.

TZIXUR ZERGUPŞŞISER GURAŞŞ.

(İnsanın düşünce merkezi yüreğidir.)

“Düşün.” Dedi o kutsal ses. ““Düşün.” denince nerede odaklanıyorsun? “ Ve düşündüm. “Düşünmek” deyince yüreğimde odaklandığımı ve yüreğimle düşündüğümü fark ettim. Ama düşünmenin “beyinde” olduğunun propagandası yapılıyordu her zaman. O kutsal dilde düşündüğümde ise düşünce merkezi yüreğimdi. Beynin egemenliğine yüreğimi zorladığımı ve de yüreğimin yalın gerçeklerle düşündüğünü fark ettim.

Kutsal ses yeniden seslendi: “Çerkescede neden bu kadar çok <yürek> içeren sözcükler var? Neler fısıldıyorlar, bir dinle.” dedi.

Yürekli sözcükleri düşünmeye başladım. Öncelikle “gutlıte” düştü yüreğime. ‘Anlama’nın, ‘yürek farkındalığı’ olduğunu ayrımsadım. Karşıdaki bir insanın yürekten bir sevgiyle yaptığı bir eylemin, yürekten sevgiyle karşılık bulduğunun o insana hissettirilmesiydi “gutlhıte”. Psikologlar, “empati” gibi bir karşılık bulmuşlardı bu kelimeye ve bu kelimeyi ortaya koymak için çok çaba harcamışlardı. Ama ben, “gutlhıte”yi hep tatmıştım. Anladım yiten şeylerin göründüklerinden ne kadar büyük olduklarını.

“Guı(yürek)” seslendi sonra bana. Beni işit, ben ne diyorum diyerek. Düşündüm. “Gu”nın Tanrısal işleyişin merkezi olduğunun ayrımına vardım. “Gu”, Tanrı demekti ve “guı(yürek)” ise “Tanrısallığa göre işleyen” demekti. O zaman “gupşşısen(düşünmek)”, “Tanrısal farkındalıkla değerlendirmek” demekti. Nasıl da fark etmemiştim bunu! Sonra “gupşşısen(düşünmek)” sözcüğünü böldüm. guı-pşşı-sen= Tanrısal farkındalıkla değerlendirip ben yapmak… İnsanın, yüreğiyle işlediği bilgileri üst üste koymakla “insan”ı inşa ettiğini anlayıverdim o zaman. Sonra “bilinçaltı “denen kavram üzerinde düşünmeye başladım. Yürek farkındalığı olmaksızın sadece beyinle “uygun olduğuna” karar verilen ve yüreğin onaylamadığı şeylerin bilinçaltı olduğunu kavradım. Peki o zaman beyin ne işe yarıyordu? Düşündüm. Beynin, yüreğin anlamıyla evrene dokunan eller olması gerektiğini fark ettim. Ancak beynin, “eller” olmak yerine yüreği hakimiyetine alarak insanı insan olmaktan uzak tutan bir varlık olduğunu fark ettim. Beyin, zorba bir güçtü ve yüreğin ilk savaşını ona karşı kazanması gerekiyordu. Tüm yüreksiz kavramların insanın bütünlüğünü bozan kavramlar olduğunu ortaya koymanın beynin hakimiyetine son vereceğini fark ettim. Beynin çizdiği sınırlarda yüreğin asla özgür olamayacağını ayrımsadım… Beynin sadece bir korku ve karanlıklar imparatorluğu ve onu yenmenin tek yolunun yürek gerçeklerinin ışığını korku ve karanlıklara düşürmek olduğunu fark ettim…

“Xuitınığe(özgürlük)” neydi peki? “Xuitın”, “onun için bulunmak” demekti. Özgürlük, dinginlik ve haz veriyordu. İnsansa yürek frekansında davrandığında dingin ve haz dolu hissediyordu. O zaman, yürek frekansında davranmak Tanrısal frekansta olmak olduğundan dolayı insan yeryüzünde Tanrıya verdiği bir sözden dolayı bulunuyordu. Bu söz ise Tanrısal farkındalıkla kendini gerçekleştirmek ve karşılığında farkındalığın hazzını yaşamak olmalıydı. Beyinsel özgürlükler çatışırken yüreksel özgürlükler empatik olduğu için büyümekteydi.

Kutsal ses yine seslendi: “Sınırsız olduğunu bilmezsen sınırlara mahkûm olursun. Beynin ve aklın sınırlarından kurtulduğunda gerçekleri o zaman daha net görürsün. Aklın, yüreğini evrenin sınırları içine hapsetti. Yüreğin, evrenin içine sığmayacak genişlikte. Dinle sözcüklerini. “Zı” ne demek hatırla. Her şeyi dolduran ve sonsuzluğuna genişleyen ve tekrar tek noktada birleşen demek. Bu, sadece evrenin doğası ve hareketi. Big-bang teorisi için onca çalışma bile yapmana gerek kalmadan kutsal dilin bunu sana fısıldıyor zaten. Ayrıca “zı”, “bir” demek. Tanrıya “zı” demek evreni tanrılaştırmaktan başka bir şey değil. Ama akıl, evrenden öte bir şeyi bilmediği için Tanrıyı “evren” ya da “mükemmel evren” zannetmiştir. Gerçek Tanrıyı ancak yüreğinle görebilirsin. Yüreğinle, Tanrının evrensel sıfatların hiç birini taşımadığını anlayabilirsin. Onun sayısının “zıri(sıfır)” olduğunu ve bunun hiçlik olmadığını “var olmanın” dayanağı olduğunu ve Onun tek sıfatının “f’ı(iyi)” olduğunu anlarsın. Gerçek Tanrıyı anlayınca, özgür olman gerektiğini kavrarsın, böylece esaretten kurtulur, “insan” olursun.”

Kutsal ses dedi: “Çerkesce Tanrının ışığıdır. Işıkla yıkan ve arın. Ruhun tekrar ışısın ki ruhunu işgal eden karanlık yok olsun ve özgür insan olasın.”

Marğuş Vezir

18.06.18

01:24