
KÜRESEL KÖLELİK
Her an saldırı altındayız. Eğitim sistemleri, dinler, hükümetler kontrol altındadır. Eğitimin toplumsal gelişmeye yardımcı olmadığı açıktır. Bir birey eğitimle karşılaşır karşılaşmaz aklın bombardımanına tutulur. Hep aklı öne çıkaran mekanik bir işleyişin nasıl parçası olunur verilir insanlara eğitimle. Eğitim akıl efendilerinin daha kaliteli hizmet almalarını sağlamaya yönelik insanları sömürmeyi sürdürmek için kullandıkları bir yöntemdir. Eğitim ufuk açan, geliştiren değildir. Akıl düzeninin bir parçası olmanın nasıl sağlanacağıdır eğitimin konusu. İnsanlar düzenin yedek parçalarıdır. Eskiyeni için yenisi her zaman hazırdadır. Hiçbir zaman akla meydan okuyacak bir güç edinmesine meydan verilmez insanların. Gelinen her aşama aklın daha derin köleliğidir. İnsan ekonomik güç edindikçe aklın köleliğine biraz daha bağlanarak devam eder.
Teslimiyeti ve farkında olmadan kabul edip uygulamayı telkin eden bir papaz, imam ya da şeyhin yaptığı iş aklın köleleştirmesine yardımcı olmaktır.“Sormayacaksın, değerlendirmeyeceksin, farkında olmayacaksın ve gerçeğe erişeceksin.” saçmalıktan öte bir şey değildir. Sormayan, değerlendirmeyen, farkında olmayan ancak makinelerdir. Bilinçsiz yaptığımız, teslim olduğumuz, ayırımına varamadığınız böyle bir tanrı gerçekten var mı ya da büyük akıl mıdır tanrımız? Yeryüzünde bütün çatışmalar, buhranlar, açlıklar aklın tanrısının eylemleridir. Bütün bu olaylar kölelik sisteminin devamı içindir. Toplumlar fiziksel olarak zayıflatılır ve yürekle düşünemeyecek şekilde tutulurlar. Kurulan her yeni düzen zaten yeniden hizmet etmek zorunda bırakacaktır akla.
Hükümetler güya halkların esenliği için iş başındadırlar. Ancak gerçek bu değildir. Dünyayı kontrol eden büyük aklın hizmet eden birer parçasıdırlar-regülatörleridirler-düzenleyicisidirler hükümetler. Akla hizmet etmediklerinde karşılarında yok edici bir güç dikiliverir. Tüm uluslar arası anlaşmalar, tüm uluslar arası ittifaklar devletlerin akılla imzaladıkları kölelik sözleşmeleridirler. Bu anlaşmalar hiçbir zaman uluslara hizmet edemez. Yasalar, anayasalar aklın egemenliğindedirler. Akıl, yasaları ve anayasaları sürekli olarak kendi düzenine göre yeniden şekillendirir.
Masonlar, cemaatler, dinci radikaller, Birleşmiş Milletler, millet meclisleri, Avrupa Birliği ve adlarını bilmediğiniz pek çok oluşum çatışıyor görünseler de amaçları ve eylem sonuçları birdir. Bu oluşumlardan hepsi aklın oluşumlarıdır. İnsanlığı kontrol etmek ve insanlıklarının farkına vardırmadan dünyayı sömürmek birleştikleri veya hizmet ettikleri hedeftir. Yukarıdaki tüm oluşumlar ve benzerleri varolmadıklarında insanlığın kaosa sürükleneceğini insanlığın bilinçaltına yerleştirmişlerdir. Üst aklın çıkardığı savaşlar ve buhranların hemen ertesinde kurulmuştur Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve millet meclisleri gibi oluşumlar. Sanki bu gibi kurumlar olmazsa insanlık birbirini boğazlayacaktır. Ancak insanlığı birbirine kırdıranın yine kendileri olduğunu gizlemeyi iyi başarmışlardır bu kuruluşların kurulmasını sağlayan güçler.
Masonlar, cemaatler, dinci radikaller akıl yolunda insanları tutmak için oluşturulan örgütlenmelerdir. Masonlar büyük aklın taşeronlarıdır. Her ülkede ekonominin büyük akla akışını düzenlerler. Cemaatler ve dinci radikaller alt birimlerdir. Cemaatler düşünceleri kontrol altında olan ve büyük akla hizmet edecek üretimin işleyişini sağlayan gruplardır. Kanaat eden ve sömürülmeyi kutsallaştıran oluşumlardır. Dinci radikaller insanların enerjilerini sürekli meşgul ederek düşünmemelerini sağlamaya yönelik kullanılan akıl militanlarıdır. Ölmek ve öldürmek kutsaldır onlar için. Korku sayesinde insanların düşünememesine hizmet ederler. Savaş çıkarmak, gündem yaratıp gerçekten uzaklaştırmak konusu hizmet alanları içindedir.
Fiziksel aklın hakim olduğu insanlık tarihi pek çok savaş ve buhranı yaşamışken daha tehlikelisi olan metafiziksel akıl kapımızı çalmaktadır. Bütün dünyayı fiziksel teknolojiyi kullanarak sömüren büyük akıl metafiziksel teknolojinin mümkün olduğunu da keşfetmiştir. Yıllarca metafiziğin bilimi olmaz diyen fiziki akıl artık susmuş sadece kendi alanındaki en mükemmele yönelmiştir. En mükemmel silahlar, cihazlar, elektronik aygıtlar, makineler, fiziki evren ile fiziki uzay fiziki akla teslim edilmiştir. Üst akıl artık metafiziksel aklı kullanmaya karar vermiştir. Metafiziksel bilimin adımları atılmış ve denenerek kullanılmaktadır. Fiziki akıldaki gibi metafizik aklın da bilimi yavaş yavaş sistematikleşmektedir. Ancak büyük akıl bunu kontrolü altına alınmıştır. Sadece fiziki aklın varlığına inandırılan insanlara garip gelen metafiziksel olaylar sık gerçekleşmeye başlamıştır. Metafiziksel bilim artık düşünmeyi (akılsal düşünceyi) kontrol altına almayı malesef ki keşfetmiştir. İnsanlığı kırılması daha zor olan ikinci bir zincir beklemektedir. Fiziksel akılla hareket eden insanları kontrol altında tutmak için savaşlar, soykırımlar, güdümlü oluşumlar gerekirken artık buna gerek kalmayacaktır. Metafizik bilimden habersiz insanlar istenildiği gibi büyük akla hizmet edeceklerdir. Kurulacak metafiziksel alıcılarla insanların tüm eylemleri izlenip yönlendirilebilecektir. Büyük akla aykırı eylemde bulunan pek çok liderin gizemli ölümü ve ani olarak ortadan çekilişleri tesadüfi değildir. Büyük akla aykırı eylemde bulunan bazı bilim adamlarının gizemli ölümleri tesadüfi değildir. Fiziki teknolojiyle işleyen her teknolojik aygıt metafiziksel teknolojiyle de kontrol edilebilmektedir artık. Biz halen tüm enerjimizle birbirimizle uğraşırken yeni nesil köleliğinizin gözetleme kuleleri ve efendileri şekillenmektedir.
Yüreğimizi başımıza alma zamanıdır. İnsanlığın insan olma yolundaki en büyük savaşı ilan edilmek üzeredir. Önceden bulduğumuzu zannettiğimiz fiziki evrenin en mükemmel işleyişine sahip olan tanrının yerine artık metafiziki evrenin en mükemmel işleyişine sahip olan sanal tanrımızı yaratmak üzere yola çıkmak üzereyiz. İnsanlık artık anlamı savaştan bile çirkin olan bir kargaşalar zinciriyle kontrol edilmesinin arefesindedir. Büyük akıl vazgeçilmez kıldığı fiziki teknolojik ürünlerin yanına metafiziki teknolojik ürünler eklemek üzeredir. İnsanlık daha derin bir mutsuzluğa gebedir.
İnsan farkında olan varlıktır. Farkında oldukça, farkında olduğu şekilde olayları eylemleştirdikçe sevinç duyan varlıktır. Farkında olarak yaşamak insanın kendisini insan olarak inşa etmesidir. İnsan davranışının özünde sevgi vardır. Sevgi, farkında olunanın iyi olduğu farkındalığıyla pozitif olarak ona karşı konumlanmaktır. İnsanın farkındalık merkezi yürektir. Yürek hem tüm fiziki-metafiziki bilgiye sahiptir hem de yalın olarak Tanrısallık bilgisine sahiptir. Akıl varolan tüm evrenin işleyişini kavrayabilirken yürek tüm evrenin işleyişini ve özünü, Tanrıyı ve Tanrısallığı ve özünü bilir. Yürek bilir akıl bilgiyi somutlaştırır. Akıl somutlaşmış bilgiyle kontrol edilebilirken yürek dışarıdan kontrol edilemez. İnsan olarak yürümeyi yürüten yürektir. Aklın yürekten kopması başıboşluk ve savrulmaktır. Başıboş olununca da dışsal etkiler aklı istemsizce sürükler. Bu, insan olarak varolmamak demektir. Yürek, insan özüyle davranma bilgisini her eylemde akla gönderir. Bilginin gözardı edilmesi insan olma rotasından çıkmaktır, sevinçsizliktir, eylemleşmemiş insanlıktır. Sonuç anti-insan olmaktır, aklın köleliği ve daha güçlü olan akıl efendilerine kulluktur.
Özgürlük imkânsız değildir. Özgürlük özün=yüreğin dışavurumunun “gür”lüğüdür. Özünü yani Tanrısallığı, farkındalıkla davranmayı eylemleştirmek özgürlüktür. İnsan “özgür” olandır. Özümüz farkındalığın işlediği tüm varoluş (evren ve Tanrı) bilgilerinin bulunduğu asıl varlığımızdır. Varoluşun temel işleyişi “iyi” olmayı esas alır. Farkında olmakla “iyi olmak“ eylemleşir. İyi olmanın eylemleşmesi sevgi adını alır. Farkındalıkla davranmak elele tutuşup insan olmayı kutlamakla sonuçlanır. Akıl bir an önce dışarıdan komut almaktan alıkonulmalıdır. Özün-yüreğin gerçek işleyişini aklın somutlaştırmaya yeniden başlaması yeniden özgürlüğe adım atmaktır, yeniden insan olma evrenine dönmektir, yeniden farkındalıkla varolmaktır, yeniden insan olmaktır, yeniden insan olma sevincini yaşamaktır, yeniden sevinçli toplum ve sevinçli dünya kurmaya girişmektir, yeniden dokunmak ve yeniden hissetmektir.
Yüreğinizi başımıza alma vaktidir.
22.01.2010
Marğuş Vezir Savrum