ÇERKESCENİN GÜCÜ
“””Çerkesce gibi insanlık tarihi kadar tecrübesi olduğunu düşündüğümüz bir dilin (gücün) kendi rahatsızlığını teşhis etme ve reçetesini yazma bilgisi””” var mı sorusu üzerinde en çok düşünülmesi ve gereken sorudur.
Çerkescenin gücü ve önemi nedir insanlık açısından acaba?…
Çerkesce birçok öğretinin ve dinlerin ulaşamadığı “gerçek insan olma” felsefesini dikkatli gözlere farkettiren bir dildir. İnsanı ayrıcalıklı kılan, insan olmayı düşüncesi ve yaşantısı ile sergilemesidir. Düşünce ve yaşantı ne kadar paralelse insan olma değeri o ölçüde yüksektir. Çerkes dili ve Çerkes yaşamı 20. yy’ın ilk çeyreğine kadar birbirine paralelken bu zaman diliminden sonra düşünce/dil aynı kalırken yaşam düşünceden uzaklaşmıştır. Başka bir deyişle insanlık kalitemiz düşmeye başlamıştır. Son zamanlarda daha da dibe vurmuştur. Bugün bize hiçbirşey başartmayan durum dibe vurmuşluğumuzdur.
—-Bugün tüm insanlığın cevabını aradığı “niçin yeryüzündeyiz” sorusunun cevabı Çerkescede çok basit ve nettir. Çerkescede yeryüzü ş’ıgu demektir. Ş’ıgu, kelimesini biraz hissetmek veya üzerinde durmak yeterlidir. Ş’ıgu denince şu anlamlar hissedilir= eylemselleştirme yeri ve kendine yenileme yeri. Şu bir gerçektir ki insanın doğasında bütün evren bilgisi mevcuttur. İnsan birşeyi deneyimleyince/eylemselleştirince varolan bilgiyi somut yaşama dönüştürmüş olur. Yani bilgiyi kendine yenilemiş olur.
Yeryüzü, insan doğasındaki bilgileri eylemleştirme yeridir.
Çerkes folklorü insanın yeryüzüne çiftler halinde inişi, insan olmaya saygı, insan olmayı kutlama elementlerinden oluşur…
Çerkeslerde hayat birleştirme ile ilgili tüm terimler başlı başına mükemmel bir matematiksel düzlemde sıralanmıştır.
Yeryüzündeki diller içinde “duru ve gerçek” sevgiyi en çok ifade eden dil Çerkesce/Abhazca’dır.—-
Yukarıdaki dört örnek dilin gücü ile ilgilidir. Peki bu kadar güçlü bir felsefeye sahip bir dili kemiren ve zayıflatan nedenler nelerdir?
Yeryüzündeki halkların geneli beyin merkezli düşünürken Çerkes halkı yürek merkezli düşünür. Çerkes olan ve Çerkesce bilen birine neresinin düşünce merkezi olduğu sorulursa tereddütsüz olarak yüreğini işaret eder. Beyin merkezli olarak ortaya konan herşey Çerkes insanı için yavandır. Buna din dahildir ilk başta. Daha sonra beyin merkezli genel toplum ve beyin merkezli anlayışla bireyleri yetiştirme gerekliliği inancı gelir.
Çerkes insanı için birşeyi yaşamak ya da hayat tarzına dönüştürmek için o şeyi sevmek gerektir. Çerkesce sevmek demek sevgiye sözkonusu olanı bütünüyle algılamak, algıladığının olumluluğunu görmek ve ona pozitif konumlanmaktır. Yani gerekçeler ve özgür iradeye bağlılık sözkonusudur eylemlerde. Ancak beyin merkezli dinde insanın özgür iradesi yoktur. Beyin merkezli anlayışın dini hiçleşmeyle yücelme olduğunu iddia ederken Çerkesce insandaki özgür irade ile yukarıdaki şekildeki sevgiden kaynaklı eylemleri yüceltir. Bu anlayış Çerkesyi daha baştan afaroz eder. Mutlak iyi ve barışın Tanrısının dışında kalmak istemeyen Çerkes ise beyin ve yürek tanrısı çelişkisinde bir yaşam sürer.
Çerkescenin gücünden kaçmak ve hayata Çerkesce bakmamak tüm sorunun kaynağıdır. Önce gücü keşfetmek lazımdır. Peki güç nasıl keşfedilecek: Oturup kendini dinlemeli. İnsan öncelikle sevinç duyarak yaşamayı arzular. Peki insan nasıl yakalar sevinci; doğasındaki ihtiyacı karşılayarak. Doğasındaki ihtiyaç nedir; farkındalıkla hayatın/yeryüzünün parçası olmak yani “tzıxu=insan” olmak… Çerkesceye soralım bakalım tzıxu nedir; farkındalıkla hayatın içinde olan demektir. Tzıxu olduğunu farketmeden tzıxu gibi geleceğini belirlemek ütopyadır.
….
Marguş Vezir
30.06.2008
Pazartesi
23:27
Çerkes, Çerkes DİLİ VE DİN
Çerkes insanının düşünce merkezi beyni değil yüreğidir. Ama malesef dini yorumlayanlar ve bize sunanlar genelde beyin merkezli dini yorumlayanlardır.
Dinin işlevi insanın özgürlüğünü sağlayarak kendi isteğiyle Yaratıcı ve diğer insanlarla sevgiye dayalı bir ilişki kurmaya yardımcı olmak olmalı iken kesinlikle din bundan uzaklaştırılmıştır. Şu anda bize sunulan veya dayatılan din anlayışı insan doğasına aykırıdır.
Kavramların içleri o kadar boşaltılmıştır ki en sevimli kavramlar artık insanı kemiren ve özgürlüğünü elinden alan kavramlara dönüşüvermişlerdir. Referansa dayanmadan ya da icazet almadan dini yaşamak imkansız bir haldedir şu anda.
Şimdi dine Çerkes bakış açısı ile bakalım:
Çerkes insanının düşünce merkezinin yürek olması ne demektir ve yürek nedir?
Çerkescede düşünme “gupşşıse” demektir. Ortalama bir Çerkes insanına “düşünmek nerde gerçekleşir” denirse yüreğini işaret edecektir. Enteresandır ki bu başka dillerde böyle değildir. Ben Çerkescenin ilk yaratılıştan beri süregelen tanrısallığını kısmen de olsa halen koruduğunu iddia ediyorum. Gupşşısen kelimesini etimolojik olorak incelerseniz “yürek=gu” ile “değerlendirip=pşşı” “kendin(ben)leştirmek=se” anlamı çıkar. “Yürek” anlamındaki “gu” sözcüğü “merkez nokta=özün olduğu yer=tanrısallığın olduğu yer” anlamına gelir. Demek ki insanda tanrısal kavrayışın merkezi gu=yürektir(“..Ben insanlara kendi ruhumdun üfledim”i hatırlayınız.).
Yürekle beynin farkı nedir peki?… Çerkesce “beyin=kafa”nın karşılığı “şşhe” dır. İncelersek: “he” eylemlilik=evren “şş” olduğu=bulunduğu yer; yani, işlem ve uygulama, tasarmala yeri. Beyinin fonksiyonu evrenle ve işleyişle sınırlıdır. Evrenin ötesini ve Yaratıcıyı kavrayamaz. Beyin bir şeyi kavrarken evrendeki işleyiş bilgilerini kullanır ve evrende bulunan varlıklarla paralellik kurarak kavrar. İşte, din anlayışının sakat temeller üzerinde yükselmesi bu noktada başlar. Yürek ise evreni kavradığı gibi evrenden bağımsız olan Yaratıcıyı da kavrar. Yürek beyinin yaptığı gibi çizerek veya benzeterek kavramaz. Varlıkların asıl doğaları direk algılar.
Şu andaki din anlayışında Yaratıcı, evrensel olaylarla ve işleyişle açıklanmaya çalışılmış ve açıklanabildiği zannedilmektedir. Oysa ki beynin ulaştığı son nokta mükemmel bir şekilde işleyen bir evren ve bu işleyişin mükemmelliğidir. Yaratıcı varsayım veya peşin kabuldür. Bir şey açıklanmaya çalışılırken hep evrensel olaylardaki işleyişe uydurmak zaruriyetinden dolayı Yaratıcı, insanın işleyişi düzeyine indirgenmiş ve “insan özelliğinde tanrı” yaratılıvermiştir. Bu kısaca Yaratıcı yerine imgeye tapınmaktır. Dini terimle “put”a tapınmaktır. Put da bir imge veya simgedir. Önceki devirlerde somut imge olan “put” artık soyut bir imgedir. Yaratıcı(sanılan imge) insan özellikleri taşır; kızar, kıskanır, cinsiyetleri ayırır, erkek gibi düşünür, ayırım yapar, yakar, bazı şeylere kızar(yaşlı bir adam gibi) ona rağmen yapılır, kendi cemaatı vardır(müslümanlara göre müslüman hristiyanlara göre hristiyan)…Bu liste daha da uzatılabilir… Ama yürek tanrısal farkındalık özelliğinden dolayı Yaratıcıyı olduğu gibi algılar. Gu ile düşünülen Çerkescede The(Yaratıcı) kavramı “he= işleyiş=evren”in idare edicisi=üstünde(dışında)ki demektir. Yaratıcıyı bir şeye benzetemezsiniz. Sadece onu algılarsınız ve algıladığınızın ise “iyi” olduğunu hissedersiniz.
Çerkes din anlayışındaki esas “sevgi”dir. Ancak sevgi de genel dünya anlayışında en çok dejenere edilen kavramlardandır. Çerkescedeki sevgi kesinlikle; peşinen kabul etmek, sevilen şey karşısında kendinden geçmek, hoş hissetmek v.s. değildir. Çerkescede sevmek üç aşamalı, bilinçli ve özgür bir eylemdir. Sevmek=f’ıwe lhağun: 1-İlk aşama olarak netçe(iyice) görmek, farkında olmak ve 2- netçe(iyice) görülen, farkında olunan şeyin iyi(olumlu=pozitif) olduğunun ayırımına varmak, ve 3-iyi olduğuna karar verilen şeyden gelenlere pozitif olarak konumlanmak… Bir insanı da, bir olguyu da, Yaratıcıyı da o şekilde sever bir Çerkes. Bir Çerkesnin sevgisi bu yüzden sadece bir “ifade” değil bir “bilinçli eylemliliktir”.
Şu andaki din anlayışı peşin kabulleri esas aldığı için Çerkes düşüncesi ile zıttır. Çerkescede anlamak sözcüğü ilginçtir. Anlamak “gurıuen”=anlamak: yürekle konuşmak=tanrısal farkındalıklıkla bir şeyi ifade etmek… “karşılıklı birbirini anlamak”= “zegurıuen”: yüreklerle (tanrısal farkındalıklarla) aynı şeyi ifade etmek…
“Dinin işlevi insanın özgürlüğünü sağlayarak kendi isteğiyle Yaratıcı ve diğer insanlarla sevgiye dayalı bir ilişki kurmaya yardımcı olmak olmalı” demiştim. Şu andaki din anlayışı insanın özgürlüğünü elinden almakla kalmamış insanları yönlendiren, sevgisiz, çıkarcı ve ruhları sömüren bir rotada kendisini şiddete dayalı olarak savunan bir ortama neden olmuştur. Din yerine adeta bir ticari hesap ve matematiksel işlemler mevcuttur. Sevgi peşinen kabul etmek demektir, herkes imgesel tanrının egemenliği için şiddete dahi başvurabilir… Sonuçlar; canlı bombalar, birbirinin hayatına müdahaleler, sevgi yerine şiddet yaratan din mensupları. Ve öyle bir hale geldi ki espiriyi de bilimi de vareden Yaratıcı espiri ve bilimden anlamayan sıkıcı bir ihtiyar haline sokuldu..
SONUÇ:
İnsanın doğası aydınlığı sever. Yaratıcı kendi kutsal kitabında evrensel imgelerden sadece “ışığa” kendisini benzetir. Yaratıcının savunulmasına gerek yoktur. Kimse onun adına bize tavsiyelerde bulunamaz. Farkındalıktan kaynaklanan sevgi taşımayan hiçbir sevgi gerçekte sevgi değildir. Yeryüzünde bulunuş amacı yürekteki Tanrısal farkındalıkla insan olmayı yaşamak ve iyiyi paylaşmak içindir…Çerkes insanı yetişme tarzı gereği ve özünde taşıdığı değerlerden dolayı bunlara yatkındır.
Çerkes insanını farklı kılan, birilerini referans almadan veya birilerinden icazet almadan yüreği ile düşünebilmeyi kültürleştirebilmesidir. Ancak üzülerek görüyorum ki asimilasyondan dolayı bu özelliğimizi maalesef yitiriyor olmalıyız ki beyin merkezli dar çerçeveli yaklaşımları artık sık sık camiamızın tartışma platformlarında görüyorum.
Marguş Vezir
28.05.08 ç.ba 21:35
ÇERKESCE, İNSANLIĞIN ELMAS SÖZCÜKLERİNİN DİLİ
Çerkesce, şu anda insanlığın sahip olduğu ve dikkatlice kulak verildiğinde kolaylıkla işitilebilecek bir kutsal sesler hazinesidir.İnsanlığın amacı ve ne olduğu üzerinde felsefeciler kafa yoradursun Çerkesce, kendisini duyan herkese söyler bu bilgileri her zaman.
Dillerin ilk hali Yaratıcının özel kodlarını taşır. Dünya dillerinden pek çoğu veya geneli sessel anlamlarını yitirmiş ve sadece birer ifade sembolü oluvermişlerdir. Çerkescede ise bugün bile yitmemiş olan ve kolaylıkla algılanan evrensel ve tanrısal anlamlar mevcuttur. Çerkes gelenekleri Çerkes dili kullanılarak okunduğunda insanın evrendeki yerini ifade eden ve büyük uyumun parçası olduğunu gösteren ögeler oldukları anlaşılır.
Çerkescede her ses Yaratıcının kodudur. Örneğin “b” bollaştıran arttıran, “z” bir noktadan genişleten, tek bir noktada toplayan, “f” şekil veren, şekle sokan, “g” çağıran, “ğ” olduran, “h” götüren, sürdüren, “xh” olduran, ” ‘e” varolan, bulunan, ” f’ ” olumlu olan, net olan demektir.
Çerkescede her sayı evrensel bir koddur. “zı”=1>”açılan, genişleyen, kaplayan, dolduran” anlamlarını taşırken aynı zamanda tersi anlamları da taşır “tek bir noktada birleşen, tek bir noktada toplanan”. Ünlü Big-bang olayını hatırlayın. Büyük patlama veya ayrışma. Evren yayılıyor, genişliyor. Bilim adamlarının teslim ettiği gerçek şudur ki bu büyük genişleme duracak ve aynı şekilde evren tek bir noktada yeniden birleşecek.
Kısacası “zı”=bir kelimesi “evren” anlamına gelir. Evrenin işleyişi “zı” kelimesini tanıyan her Çerkesnin bilincinde kolaylıkla şekil bulur.
“zı” kelimesinin “bir” anlamında olduğunu vurgulamıştık. Evren=zı=bir’dir. Bu demek oluyordur ki Yaratıcı “zı”=”bir” değildir; yani, Yaratıcı evren değildir. veya evrenden bağımsızdır. Bizim zihnimiz evrenle şekillendiği için evrenden bağımsız ve everenötesini düşünmek zor görünse de imkansız değildir. Çerkesce bilince bu iş biraz daha kolaydır. Çerkesce Yaratıcıyı sembolize eden sayı “1” değil “0” dır. “0” dendiği zaman “hiçlik” anlaşılsa da durum o değildir. “0”=”zri” demek “zı=evren”in kendisine dayanak olduğu veya evrenin ona dayanarak varolduğu varlık demektir. Demek ki “zı” dan önce “zri” vardır ve o da “Yaratıcı”dır – varlık olarak evren dışında varlık olması ve evrenden bağımsız düşünmeye bir adım… -. O(Yaratıcı) öyle bir varlıktır ki sonsuza giden genişleme ve tek noktada sonsuza kadar toplanma hareketinin sebebidir. Evrenin “zı” olduğunu kavrayınca evrenin dışına düşünceler hızla çıkabiliyor ve varedici veya yokedici güç daha kolay algılanabiliyor.
“The” kelimesi ” Yaratıcı” anlamındadır. “he”= götürülen, sürdürülen şeyin adı:evren; “t” üstünde olan, dışında olan, veren, sağlayan. “The”= ‘Evreni vareden ve sürdüren, ondan bağımsız olan ve ona bağlı olmayan’ demektir.
İnsan doğası The’yı ve evrenin işleyişi bilgisini kendisinde taşır. İnsan=tzıxu sözcüğünün Çerkescedeki anlamı: ‘bilgiyi taşıyan,farkındalık taşıyan’ demektir. Çerkescede bir şeyin ismi o şeyin taşıdığı eylemi de ifade eder. ‘Tzıxu’ kelimesini biraz daha açalım:
tzıxu= insan
tze= isim
tzı=ismlendiren
xu=sürdüren, taşıyan
tzıxu=ayırdetme eylemini taşıyan
Çerkescede isimler eylemleri de ifade eder. Eylemleri ayırdetmek, ayrımsamak=”isimlendirmek”tir. “insan” kelimesinin taşıdığı eylem; ayırdetme ve ayrımsama ve böylece varolma eylemliliğidir.
İnsanın yeryüzünde bulunma amacı isimlendirmektir. “Adem bütün eşyelerın isimlerini saydı…” ifadesi anlam buluyor burada. İsimlendirmek= ayırdetmek, ayrımsamak, işleyişi algılamak.
Müslümanların kutsal kitabının ilk sözü “Yece= oku, çağır, davet et” dir. Yece= isimlendir-işleyişi algıla, yani ismi oku, hem onu çağır(isimlendir) hem de ona çağır(yani işleyişi anlamaya davet et)dır.
“Yaratan Rabbinin adıyla oku.” Evreni=zı’yı yaratan yani onun dışında olan, evrenin ona bağlı olduğu yaratıcının adı (The=Zri= evrenin, varlıkların dayanağı) ile oku= Yani evrenin dayanağı ve varlık sebebi olan, herşeyi idare eden ve onlardan bağımsız olan varlık var ve tüm işleyişlerin dayanağı odur.Bu bilgiyi kavra ve bu şekilde algılamaya başla…. Bunlar Çerkesce ile bakınca görülenler.
İnsanın “tzıxu” adını alması için özünde bir yeti taşımalıdır. Bu yeti basitçe, “insanın aklı” değildir. Aklın ötesinde bir şeydir. Bu yetiyi algılamak için “düşünmek” kelimesini ele almak lazımdır. ” Düşünmek” denince diğer dillerdekinin aksine Çerkescede zihinde canlanan bölge “yürek” bölgesidir.
gupşşısen=düşünmek
“gu”=”yürek”=”bulunduğu yer” anlamına gelir. İlginçtir ki yürekle bitişik olan karaciğer organının Çerkesce karşılığı “themş’ığu”=”The ile yanyana olan” dır. O olan şey “tanrısal olan”dır “Size ruhumdan üfledim”deki.
şşı= açığa çıkma
pşşı= -e göre açığa çıkarma
-den kaynaklanarak aydınlığa çıkarma, ölçme, tartma, değerlendirme
s=bulunma, olma, içinde olma, durumunda olma
se=ben bilincin varlığı ve etkenliği, varlık ve etkenlik, eylemlilik
gupşşısen:Tanrısallık ile veyaTanrısal farkındalıkla değerlendirip eyleme sokma
14.03.2008 cuma 00:00
Marguş Vezir
Tzıxu ve Gulhıte
tzıxu:farkında olmak, bilmek, farkında olabilen varlık(=insan)
gulhıte: karşıdaki insanın insanlığının farkında olunduğunun hissettirilmesi
Aristo der ki ” Hayatın esası sevinçtir.” Peki sevincin esası nedir: o da farkında olarak yaşamaktır. İnsan, farkında olabilen ve herşeyin farkında olarak yaşayan varlıktır.
Herşeyin farkında olmak da yetmez insan olmak için. İnsan ‘gulhıte’ sahibi olmalıdır yani, karşısındaki insanın insanlığının farkında olduğunu ve onun kendi insanlığıyla eşit bir insanlığa sahip olduğunu kabul ettiğini hissettirmelidir. İnsan sadece farkına vardıkça ve kendisine gulhıte gösterildikçe sevinç duyar.
Gulhıte sahibi bir insan aynı zamanda doğal bir demokrattır. Çünkü bütün yürekleri eşit kabul eder ve yüreklerin farkında olur. Gulhıte ve insan özellikleri sebebiyleher zaman sonuna kadar dinler ve değerlendirir. Gulhıte sahibi olduğuna inandığı kişilerin aldıkları karar yanlış dahi olsa ona sonuna kadar saygı duyar ve uyar. Çünkü kendisi de eşit ve saygı gören bir insandır karar alanlar arasında.
Gulhıte sahibi insanları hata yapmaktan uzaklaştıran duygu ise utanma duygusudur. Utanma ise gulhıte ve insanlığı unutmakdan dolayı gulhıte sahibi insanların gulhıte ve insanlığı unutanı dışlaması ve artık eşit görmemesi demektir. Bu ise en ağır cezadır ve telafisi yılları alır.
İnsanları boşluğa düşüren en önemli neden kendilerine gulhıte gösterilmemesidir. Gulhıte gösterilirse insan kendini duyumsar. Farkedildiğ için farkedilme durumunu sürdürmek isteğiyle özündeki iyilikleri daha çok yansıtır hayata. Böylece boşluğa düşmez, sevinç duyar ve barış ortamına katkıda bulunur.
İstemeden bir gulhıtesiz ortamda yaşamak en zor şeydir. Gulhıte ihtiyacı her zaman hissedilir. Alınamazsa acı duyulur. Bilinçaltı dolar ve bunalım yaşanır.
Gulhıte sahibi bir insan doğal olarak gururlu olur. Çünkü ayıplanmak onun için en onur kırıcı durumdur. Sadece hakkı olan şeyleri talep eder. Vurarak kırarak değil diyalog yöntemiyle hakkını arar. Fakat diyalog kapısı kapanırsa yine sonuna kadar karşı tarafın tarzıyla mücadele eder. Böyle yapmasının nedeni gulhıtesinin ve insanlığının aşağılanmasıdır.
Gulhıte sahibi insan kendisine eşit yaklaşıldığı bir ortam yaratmak için mücadele eder. İlk olarak gulhıtesini insanlara göstererek insanlara değer verdiğini gösterir.Bunu duyumsayan insanların çoğu gulhıteyle karşılık verirleri Gulhıte sahibi bir insanın en çok mücadele etmesini gerektiren durum ise insanların kendisini özgürce açığa çıkarmasını engelleyendurumlardır. Bu durumlara örnek olarak bir kişinin diğerine baskı kurması, cehalet verilebilir.
İnsan, farkında olmak ve bunu farkında olunarak, yani kendisine gulhıte gösterilerek insanlığını duyumsamak, böylece güzeli ve iyiyi, özgürlüğü ve kendi olmayı, barışı ve hoşgörüyü yaratmak için vardır.
Marguş Vezir
12.10.1999 salı 22:39
Xabze’nin Yaşayabilmesi Üzerine
Bir olguyu nitelemeden onu yaşatamayız. Bir olguyu niteleyebilmek için o olgunun çıkış noktasını, başka bir deyişle o olgunun ‘öz’ünü keşfetmiş olmamız lazımdır. Xabzeye bu açıdan yaklaşalım. Neden veya nereden doğmuştur xabzelerimiz, bunu cevaplayalım.
Çerkes xabzenin özü “insan” olgusundadır. Çerkesce düşünmek lazımdır bu olguyu anlamak için.. Çerkesce “insan” kelimesinin karşılığı “tzıxu” dır. Tzıxu kelimesini açalım: bu kelimenin Türkçe karşılıkları; bilmek, farkında olmak, bilerek ve farkında olarak yaşayan varlık(=insan)tır.
Dünyayı çekilebilir kılan duygu farkında olunmaktır. Farklı olmak ve farkımıza saygı gösterilmesi bizi mutlu kılar. Yürekle insanların farkında olmak ve onların insanlıklarına saygı göstermek kavramının Çerkesce karşılığı “gulhıte” kelimesidir. Xabzelerimizin şekillenmesini sağlayan duygu “gulhıte”dır. Başka bir deyişle “Çerkes Tzıxu”; farkında olan, dogmatik olguları reddeden, ‘gulhıte’ sahibi yani karşısındaki insanların insanlığınınfarkında olan va bunu davranışlarıyla gösteren, kendisini bu yüzden karşısındaki insanla eşit gören, saygı gösteren ve hakeden insandır.
Toparlayacak olursak, “xabze” kavramı “tzıxu ve gulhıte” ikilisinden doğmaktadır. Çıkış noktaları bunlardır. Bundan dolayı da demokratiktir ve bundan dolayı Çerkes insanı xabzesine düşkündür.
Xabzeyi nitelemek kadar önemli olan diğer bir husus da xabzenin farkına vardırmaktır.. Peki bunu nasıl yapacağız?.. Önce xabzemizin tadını aldırmalıyız insanlarımıza. Bunun da ilk adımı dilimizi yaşatmamızdır. Dilimizdeki birçok olgunun başka dillerde karşılığı yoktur. Oysa bu olgular xabzelerimizin temel şekillenmeleridir. Dil öğrenilmezse bu olgular öğrenilemez ve “öz”ün farkına varılamaz. Bu olgulara örnek vereyim: gulhıte, khaşen, guşxue, lhağunığe… Bu olgular ancak aşağı yukarı açıklanabilir yaşanmadıkça da öğrenilemez. Öz2ü yansıtan bu tür duyguların tadılması öze ulaşma isteğini yaratacaktır ve yaşam tarzı olan xabzelerin gerekliliği anlaşılacaktır. Böylece yaşatma gayreti, doğal bir eylem olacaktır.
Marguş Vezir
18.05.1999 salı
00:38
ÇerkesLERİN EN BÜYÜK DÜŞÜNSEL FARKLILIĞI
Bildiğimiz dillerden hangisini kastedersek kastedelim “düşünmek” dediğimizde hepimizde aşağı yukarı aynı imaj canlanır. Mesela Türkçede “düşünmek” kavramını düşündüğümüzde aklımıza hemen kafa kısmımız gelir ve dünyayı kurgulamak gelir. Diğer dillerde de aşağı yukarı aynı şeyler canlanır zihinde. Ama Çerkescede “düşünmek”kavramı bundan uzaktır.
Çerkescede “gupşşısen:düşünmek” denildiğinde insanın zihninde hemen yüreğin bulunduğu kısım canlanır. Çerkescede bu kelime parçalandığında şöyle ilginç bir anlam ortaya çıkar
gu=yürek veya Tanrısal farkındalığın bulunduğu yer
pşşı=değerlendirme
se=kendinleştirme
-n=-mek
gupşşısen:düşünmek: Tanrısal farkındalıkla değerlendirip kendinleştirmek
İnsan doğası gereği evrendeki bilgileri ham olarak kendinde taşır. İnsanın amacı Tanrısal farkındalıkla varolmaktır. Yürek Tanrısal işlemci iken beyin kurgusal işlemcidir. Yürek evrensel denge ve uyuma önem verirken beyin bedenin rahat bir şekilde fiziksel varlığını sürdürmesini önemser…
…
Marguş Vezir
01.03.2008 cumartesi 16:05
ÇerkesLERDE HAYAT BİRLEŞTİRME
I- KİŞİLİK OLUŞURKEN
1) wuerşer ortamı: Özlerin kolaylıkla görülebilmesini sağlamak için yaratılan ve hayat birleştirme durumuna ilk basamak olan ortamdır.
wuerşer’in kelime incelemesi:
wue=patlama, açığa çıkma
-r= (bir eylemi) yaptırıcı
şe= kendi isteğiyle bir yere, bir duruma götürme
şer= kendi isteğiyle bir yere bir duruma götürücü, götüren
wuerşer=Açığa çıkarma ve bu açığa çıkan durumla diğer durumlara basamak oluşturmak
için yapılan konuşmaların yapıldığı ortam
2) zepılhın: duygularla ilişikli olma
pılhın=ilişikli olma
ze= beraber
zepılhın= beraber ilişikli olma
3) wuerşer zepılhın: Yakın hissedilen kişiye karşı duygusal ilişikliliktir. Bu duygusal ilişiklilik ya nitelendirilemeyen sevgidir ya da hoşlanmadır.
İki cinsin yaş ve tecrübe olarak büyürken birbirlerinden öğrenmelerini sağlar ve ilerideki “khaşen” ilişkisine gençleri hazırlar.
4) wuzpılhır: zepılh ilişkisinin yaşandığı kişiye verilen addır.(Not: Yalnız son zamanlarda dil asimile olduğu için “wuzpılhır” kavramı yerine yanlış olarak “khaşen” etiketi kullanılmaktadır.)
II- KİŞİLİK OLUŞTUKTAN SONRA
1) pselhıxhu: Hayatları birleştirme amaçlı olarak karşı cinsin özünü gösterebildiğini görme ve öğrenme amaçlı yapılan karşılıklı konuşmalar ve iletişimdir.
pse= ruh, can
lhıxhu= arama
pselhıxhu=ruh, can arama, arayışı
2) pselhıxhu zepılhın: Hayat birleştirme amaçlı ve olgunlaşmış duygusal ilişikliliktir.
Pselhıxhu’ de ‘khaşenlik’ oluşurken veya sürerken “lhağunığe”(=sevgi=”tüm boyutlarıyla farkında olma, bundan sevinç duyma” ) söze dökülür.
a) ‘lhağunığe’ nın birinci aşaması: Karşıdaki öz’le hayat birleştirilince hayatın beraber sürdürülebileceğine iki cinsten biri emin olduğu zaman ifade edilir.
b)’lağunığe’nın ikinci aşaması: Lhağunığe’nın birinci basamağını ifade eden kişiyle hemfikir olunduğu zaman birinci basamağı ifade eden kişiye lhağunığe’yı ifade etmektir.
3) khaşen’lik:Lhağunığe’ler birbirine ifade edildikten sonra duyguların kesin olarak birbirine bağlanmasıdır. Bu durum esnasında dünya gerçeklerine (toplum, ekonomi v.s.) göre özlerin yaşayabileceği gelecek hazırlanır.
khaşen: Kendi steğiyle gelen kişi.
şe=kendi isteğiyle bir yere veya duruma götürme
kha=gelen, gelmekte olan
-n=kişi,şahıs
:Kendi isteğiyle gelen ve hayatın paylaşılacağı kişi.
4) zedek’uen=zerışen( Türkçesi ‘evlenmek’): Beraber yürümek. Yani hayata beraber adım atmak.
k’ue=yürümek
zedek’uen=beraber yürümek
şe=kendi isteğiyle bir duruma götürme, karşılıklı istekle birinin diğerini bir duruma götürmesi.
zerışen=karşılıklı istekle bir durumda beraber olma, yürüme
zedek’uen=zerışen: Hayat sürerken beraberce , aynı şekilde yürümek ve birinin diğerinden geri kalmadan yürümesi; Hayatı beraber yürümek, yaşamak.
5)şheğuse(Türkçesi ‘eş’): Özle yoldaş olan özün sahibi olan hayat arkadaşı.
şhe= baş, en önemli şey, kaynak, öz
ğuse= beraber olan, arkadaş olan, yoldaş olan
6) zedepsowun(Türkçesi ‘evlilik hayatı’: Beraber bir bütün oluşturarak yaşamak.
pso=bütün, tüm
psowun=tüm olma durumu, bütün oluşturmak
zedepsowun=beraberce bütün oluşturma
Marguş Vezir
Adana 1997
Xabze Felsefesi ve Xhıcebz-Ş’ale İlişkisi
Her Çerkes ş’ale ile xhıcebz birbirine uygun mudur?.. Tabi ki uygun değildir. Sadece her ilişkide ortak olan durum o ilişkinin Çerkes xabzesidir.. Peki uygun olup olmadığını nasıl anlarız bir insanın?.. Xabzeye uygun davranmak neyi yaratır?
Öncelikle xabze özümüzün, insan varlığımızın dışa yansımasıdır. “Xabze” yüreğe uygun olan düşüncenin dışsal yansımasıdır. O yüzden xabzeler şekil olarak değişse de özde hep aynıdır. Sadece hayatlara özlere göre verilen şekil değişir.. Bazen hayat tarzları “xabze” olarak adlandırılır ve değişmez sanılır, çünkü; uzun yıllarca çevresel şartlar aynı kaldığı için değişmesi zaten o zaman için gereksizdir. Xabzenin kaynağı yürek olduğu için yüreğe uygunluk xabzeye uygunluktur.
Peki duygusal anlamdaki xhıcebz-ş’ale ilişkisinin Çerkes xabzesi nedir?.. Öncellikle tüm xabzelerin ortak özelliği; yüreklere saygı, yürek inceliğiyle davranmak gerekliliği, özün dışarıya yansıtılarak oluşturulmuş somut xabzesinin gereğini yerine getirme ihtiyacıdır.
Xabzelere uygun davranışla ulaşılan sonuçlar hiçbir zaman iki tarafı da incitmez ve insanlıklarına olumlu davranışlar katar. Ayrıca xabzede tutkuya göre davranmak yani yüreğin gerçeğini beyinde tutkuya dönüştürmek yoktur.
Sonuçta insanın amacı yüreğinin gerçeğini sürekli yaşamaktan kaynaklanan sevinçle yaşamaktır. ‘İnsan olma gerçeğini’ kabul ettirmek ve onu bir insanda yaratmak bir amaç değildir insan için. Sadece farkına vardırma ve seçenek sunma dışında bir insanın diğer insanın yüreksel dışavurumu için yapabileceği hiçbirşey yoktur.
Her iki taraf için de ilişkilerinde dikkat etmeleri gereken durum, tüm dışavurumlarda yürek inceliğini yansıtmak ve yüreksel gerçekliklere uygunluktur. Xhıcebz-ş’ale ilişkisinin xabzesinin amacı insan olarak onurlar kırılmadan insan olarak birbirlerini en uygun yere koymayı yaratmaktır. Bu yüzden her Çerkes xhıcebz-ş’ale eş olarak birbirlerini seçme hedefinde olamazlar xabzeye göre.
İlişkilerdeki en önemli problem xabzeye her iki tarafın veya taraflardan birinin uymamasından kaynaklanır. İki taraf da xabzeye uymadığında elbette ki sonuç -tesadüfen iyi olmazsa- genellikle olumsuz olur. Zepılhın (birbiriyle duygusal ilişiklilik) aşaması eğer xabzeye uygun yaşanmadan “khaşen”lik etiketi konursa ve evlilik dışında birsonuçla biterse ilişki, aslında bitenin “zepılhın” olmasına rağmen bitenin “khaşenlik” olarak algılanması duygusal yıkımlara neden olur. “Zepılhın”ın xabzeye göre işlevi iki kişinin birbirlerine uygunluklarını anlamak için gerçekliklerini birbirlerine sunarak “khaşenlik” veya “nıbjjeğuğe”ya dönmesini sağlamaya yöneliktir.
Xabzeye uygun olarak varılan khaşenlikten dönülemez. Çünkü dönmek insanlık suçu işlemektir. Çünkü yüreğin dışavurumlarıyla yüreklere uygun fiziksel bir sonuç oluşmuştur. ‘Khaşenlik’ artık iki kişinin hayatlarını birbirlerine bağlamalarını onaylamalarıdır. Gerçeklerin götürdüğü bir sonucu yoketmekse xabzeye göre suçtur ve eksikliktir, yani bir Çerkes xhıgebz veya ş’ale olmamaktır. Bu ise en ağır suçtur.
‘Zepılhın’ı khaşenlik olarak görmek suçtur. Ama bunu hata olarak da adlandırabiliriz. Çünkü zararlı sonucu ‘kavramı yanlış olarak adlandıran ve yaşamaya çalışan kişiy’e yönelik olur. Eğer ilişkiye sondan bakarsak veya sondan etiketlersek yaşayanlar etikete uymayacağından zararlı etkiler oluşturulur. (Not: Suç kavramından bahsettim. Kişinin hem kendi hem de başka birine yüreğe aykırı davranması xabzesel bir suçtur. Çünkü ilk önce kendi dışsal barışçılığını daha sonra etkileşimde bulunduğu insanların barışçılığını sabote eder. Böylece topluma zarar vermiş olur. Bu da insan yüreğinin insan olma xabzesine kişinin uymamasından dolayı yüreğin bunalımlarla kendisini dışa vurmasından dolayı harekete geçmiş olur. Bu durumdaki insan sürekli negatif enerji yaratır. Kişisel yaralayıcılığıyla beraber kişinin toplumsal parça olmasından kaynaklı toplumsal yaralayıcılığı da yaratır.)
Somut xabzeleri etiketlemek demek yaşanılan durumun sözcüksel ifadesidir. Zepılhın yaşanırken bunu khaşenlik adlandırmak sonucunda eğer bir taraf kendi içinde bunu zepılhınden vazgeçmek diye düşünürken diğer taraf khaşenliğin bitmesi ve khaşenliğin xabzeye göre bitmesinin yanlış olduğunu düşünüyorsa her iki taraf da çıkmazdan kurtulamaz. Oysa ki birinci taraf ilişkinin somut xabzesinin yanlış etiketlenmesini onaylamış ikincisi de aynı hatayı yapmıştır. Birincisi ilişkinin evlilikle bitmemesini normal karşılarken, ikincisi de bu ilişkiyi bitirmeyi insanlık suçu olarak algılamıştır. İki taraf da xabzeye göre suçludur. Xabzeye göre olmayan bir durum yanlış etiketlenmiş ve sonuç doğaldır. Yani iki taraf da incinecektir.
Yaşananları yanlış etiketlemek xabzeye uymamaktır. Yanlış etikete uymaya çalışıldığında bazen bir taraf o etikete uygun davranmazken, diğer taraf da zepılhındeyken khaşenliği yaşamaya çalıştığı için oluşan durum sadece çıkmaz olacaktır.
Çıkmazdan kurtulmanın tek yolu da xabzenin yaşanan ilişkiye koyduğu etiketi koyup ilişkiye öyle devam etmektir. Yoksa, ortaya çıkan sonuç xabzeye göre sürekli kanatan bir sonuç olur. Xabzelere aykırı davranma lüksü yoktur. Eğer ki xabzeye aykırı davranmakta hiçbir sakınca görülmüyorsa bir ilişkide, o ilişki zaten bir Çerkes xhıcebz-ş’ale ilişkisi değildir. Bu tür bir ilişki herhengi ve sıradan bir kendini tatmin etme ilişkisidir. Ve xabzeye göre bu çirkindir….
16.02.2002
cumartesi
Marguş Vezir
DİL İNSANIN İFADESİDİR
DİL İNSANIN İFADESİDİR. DİLİMİZİN YOKOLUŞU BİZİ İFADESİZ KILMAKTA VE Çerkes OLMAYI ANLAMSIZLAŞTIRMAKTADIR.
Dilimiz dünyadaki en değerli insanlık hazinesidir.
Maalesef çoğumuz bunun farkında değiliz ve dilimize gereken önemi vermiyoruz.
Peki dilimizi değerli kılan nedenler nelerdir üzerinde bir düşünelim…..
Dilimizdeki sözcükler insanın doğasına tamamıyla uygunluk gösteren ve insanın asıl varlarlığını ifade eden seslerdir. Farkındayım bu çok büyük bir iddiadır ve kesinlikle de doğrudur. Mesela dilimizde “insan (tzıxu)” sözcüğünün derinliği herhangi bir anadil kullanıcısı tarafından bile üzerinde biraz düşünülünce anlaşılır. İnsan sözcüğünün taşıdığı ve verdiği anlam şudur; “farkındalıkla varolan varlık”. Başka hiçbir dilde insanı bu kadar ifade eden bir anlam yoktur. Yaratıcı(The) insana farkındalık bahşetmiştir ve bu özelliğiyle evrende ayrıcalıklı kılmıştır. Mesela İslamın kutsal kitabında ilk söz “Oku” dur. “Oku” sözcüğü Çerkescede “Yege=Yece”dir. “İsimlendir”, “Oku”, “Çağır” anlamlarına gelir. Ben “İsimlendir” anlamı üzerinde duracağım. Çerkescede tzıxu(insan) sözcüğü içinde “tz” sesi isim anlamındadır, “tzı” isimlendiren anlamındadır. Çerkescede birşey isimlendirilirken o şeyin işleyişine göre isimlendirilir. “tz” sesi ayırdetme ve kodlama anlamına gelir= işleyişini kavrama ve isimlendirme. Yani ilk söz” tzıxu sözünün anlamına uy=farkındalık taşıdığının ayırımına var”dır…İlk söz kısaca “Tzıxu ol” anlamındadır….Oku=kainatın işleyişini ayırdet, kavra, anlamlandır…
Çerkescede ayrıca bilmek anlamında iki sözcük vardır. Birincisi “tzıxu” ikincisi “ş’e”… “Tzıxu “eyleme geçmemiş bilgidir. “Ş’e ” eylemselleşmiş bilgidir. “Ş’e” sözcüðü ilginçtir; “kendine yenilmek ve yapmak anlamlarını da taşır” ‘bilmek’ anlamıyla içiçe olarak. .. İnsan ham olarak bütün evrensel bilgileri doğasında taşır. Yaşadığımız herşeyin bize tanıdık gelmesi bu özelliğimizdendir. Ancak ham bilgiler taşımanın bir değeri yoktur. İnsan varlık olarak evrenin ham bilgisi ile gelir yeryüzüne yani “tzıxu” deki “bilgi” ile ve ayırdetme özelliğiyle. Daha sonra eğer bu bilgileri doğasına uygun açığa çıkarırsa o bilgi eylemselleşmiş gerçek bilgi olur…. Çerkescede “yeryüzü” “ş’ıgu” demektir ,yukardaki “ş’e” sözcüğündeki anlamda, yani “kendine yenileme ve bilgiyi eylemselleştirme yeri”… Dünya ve dünyadaki insanın konumu da bu değil mi zaten…
Dilimiz yitmemeli….
Marguş Vezir 28/11/2007 salı 00:13