Düşler, Düşünceler ve Dokunuş
Hayattan neler bekliyorum, neredeyim ve ellerimi uzattığım gerçek düş mü?
Öncelikle tüm ilişkilerimde kişisel özgürlüğüm belirleyici oldu. Kişisel özgürlüğümü yitirmeden bir kişilik oluşturup o kişiliğimle hayata insanca dokunmak hedefim oldu…
Köyde doğdum. Çocukluğumdun daha doğrusu bebekliğimden hatırladığım ilk şey bir buçuk yaşındayken sütten kesildiğim gün. O gün annem beni köyun fırınına götürmüştü. Fırını ve oradakileri hatırlıyorum. Oradaki kadınlardan biri bana bakıp “Artık kocaman oldun. Utanmadan anne sütü içiyorsun hala!” diyerek annemin göğsüne kömür isi sürmüştü. Ben ise o olaydan sonra bir daha asla anne sütü içmedim. Yani hayata başlarken hatırladığım ilk şey ruhumun inatçı ve gururlu oluşu… O yıllarla ilgili hatırladığım başka birşey gaz lambasıyla aydınlanan bir oda ve o geniş odada oturan ailem. Ama çok silik bir anı bu.
Ortalama üç-dört yaşındayken bir ilçeye göçtük. Göçtüğümüz geceyi hatırlıyorum. Ağlaşan insanlar ve loş aydınlıklar.. İlçeye vardığımızda gece yarısıydı. Elektrik lambasıyla tanıştığım ilk gece. Ama ben gaz lambası diye tutturdum yine… Sonra bir kahvaltı ve uyku…Ablamın yaptığı kâğıt sobalar, komşumuzun yaptığı içi boş kâğıt uçak, kırık bir zurna, bir emzik, arka odada ev sahibimizin gizemli eşyaları, beni korkutan bir kertenkele, evin yanındaki karanlık bir mağara, Hasan, beni “sevgilim” diye kızdıran ablamın arkadaşı, sevgilimin bana verdiği kirazlar, iş makinası hayalim, selin karşı kıyıda mahsur bıraktığı annem, Hatice, Hatice’nin uçurumun tepesindeki evi, evin üstündeki kale (veya kilise), gavurların Türkleri kapadıkları su dolu zindan, kiraz bahçesinde ağacın içinden akan çeşme…
Sonra ikinci evimize taşındık. Tam bir akrep yuvasıydı orası. Gece annem ve büyük ablam sabaha kadar nöbet tutardı. Ali Sağ gelirdi hergün evimize. Severdim onu ama çok bilmiş davrandığı için ona hep hırçın davranırdım. Adıge gençleri gelirdi bize ve ben onları çok severdim. Hepsi deli dolu, şakacı, sevgi dolu ve asildiler. Pıshelıve yemeye ve ruhuma dokunmaya gelirlerdi bize. Birisi pshelıveler yapışmasın diye tek tek atardı kaynayan suya. Bir ara oranın gençleri kapımıza mektup bıraktılar. Ablalarım güzel ya, ilgi duyuyorlarmış. Adıge gençleri sessiz sedasız çözdü işi… Birinde de tam sofra hazırlanıyor, ben illa sofra serilirken ablamın sırtına bineceğim. Sonra Ali Sağ da oradaydı. Ablam sofra bezini açtı ve kocaman bir akrep fırladı. Ben hemen sustum ve Ali Sağ hep benimle dalga geçti.. Bir ara burnuma nohut kaçtı. Beni yakında oturan Çingenelere götürdüler. Bir bezi boru gibi sardı bir kadın ve burnumdaki nohutu aldı.. İlk gazozu oradayken içmiştim. Ne de tatlıydı “Elvan” .
Çok geçmedi üçüncü evimize taşındık. Bir kuş yakalamıştı komşumuzun oğlu. Bana o kadar çok alışmıştı ki.. Ama razı olamadım kafeste yaşamasına. Ama beni bırakmadı hemen. Evin içinde uçup durdu. Sonra birkaç kez geri geldi ama en sonunda özgürlüğüne alıştı.. Benim canım Mesten’im vardı bir de. Küçük, şirin, bayaz bir kedi. Ben ağlarken ağlamamam için yüzümü tırmalardı. Birinde ona banyo yaptırırlarken bayıldı. Leğenin kenarlarını bir çocuk gibi tutuyordu… Bana masal anlatan bir komşu kadın vardı. Her gece anlatırdı bana. “Masallar jipten düştü öldü.” derdi anlatmak istemediği zamanlar ama yutar mıyım… Komşumuzun biri de gizlice odunlarımızı yürütüyordu… Mahalleden biri ölmüştü ve bezlerle çevresini kapatıp yıkamışlardı… Cumhur koca bir balık yakalamıştı bulanık suda… Bu arada sağ-sol çatışmaları bütün hızıyla sürüyordu. Bir seferinde komünistler evimizi havaya uçuracaklardı. Nereden bilelim Türkeşçilerin evinde oturduğumuzu. Neyse ki komünistlerin arasında bizim entel Selami vardı ve o önledi… Bazen komşulara televizyon izlemeye de giderdik… Teypten hatırladığım tek ses Adıge müzikleri…Bir ara sokağa çıkmıştık, sağ-sol kavgasında sandalyeler uçuşuyordu… Halamın oğulları geldi birinde de. Ceviz düşürmeye çalışıyorlardı ağaçlardan ve de fotoğraf makinesiyle tanıştım… Birkaç kez köye gittim bu arada. Ğaffar’ınbir pikapı vardı. Oturak yapmışlar.. Bir de Cipçi-Cuma.. Evimizde köyün öğretmeni oturuyordu. Birinde de camide mevlit vardı ve köyden ayrılışıma çok üzüldüm…
İkinci yılda dördüncü evimize taşındık. Koca bir lastik tekerim vardı. Ne keyifti onu yuvarlamak. Sonra plastik mermi atan bir tabancam vardı. Mermisi kapının üstünde kaldı. Acaba hala orada mı?… Adıge gençleri sık sık geliyordu evimize. Selami’nin ne çok anısı vardı. Okula gitmek yerine sihirbazlık okuluna gitmiş. Bir sürü sihir biliyordu… Birinde bir damda oynarken bir grayderin dağdan aşağı yuvarlandığını görmüştüm… Bir de bizimle aynı köyden Memet Zeki vardı. Sosyetik ve garip gelirlerdi bana. Jandarma vardı onlara giden yolda. Onlara hep sevgiyle gülümserdim… En sonunda bizim Adıge gençlerinden biri komşu kızımızı kaçırdı. Tehditler, bize beslenen kin, ama ama o kaçan kız birinde bana donmuş şekerli süt vermişti ve onu çok seviyordum.
Köye taşındık 12 Eylül darbesinden önce. Yollardaki tankları hatırlıyorum. Köyde yazılara sığmayacak kadar renkli anılarım var ama ama onlara pek dokunmayacağım.
İlçede hiçbir zaman Adıgece dışında konuşmadım hiçkimseyle. Çevremdeki herkes Türkçe konuşuyordu ama ben bir türlü konuşmak istemedim. Türkçeyi çok iyi biliyordum ama konuşmadım. Sanki ruhumun sözcükleri değildi. Köyde ilkokula başladığımda mükemmel Türkçe konuşurdum. Ne teneffüste ne de dışarıda bir daha tek bir sözcük konuşmazdım Adıgece dışında.. Hep ilçedeyken bize gelen Adıge gençlerini özlerdim. Birgün onlar gibi asil ve güzel bir iletişimle insanlarla yaşamak isterdim… Ekonomik durumumuz bozulmuştu. Ama insanlarımızı çok seviyordum. Hırçın ve çok asiydim.
Amcamın oğlu benim adıma ilk kaşenime mektup yazdı. Ağbim benimle nede çok dalga geçmişti. Ben ilkokula bile gitmiyordum oysa. Yazmam eşyanın doğasına aykırıydı… Sabaha kadar hiç bıkmadan kaşenimin yüzünü izleyebileceğimi düşünürdüm..
Ortaokulu kendi ilçemde okudum. Orada da iki Abhaz kızına vurulmuştum. Sirisi bazen bizde kalırdı ve onunla konuşmayı çok severdim..
Onlarca aşktan sonra üniversitede kendimi tanımamı sağlayan bir aşk yaşadım. hep bir Adıge gibi davrandım. O insanla derin bir dostluk oluşturdum. Kendime ve ona saygının en üst boyutunu yaşadım..
Daha sonra militan bir kız geldi üniversiteye. Adıgeydi. Beni çok seviyordu ve hiçbir kural tanımıyordu. İlk başlarda uzak durmaya çalıştım. Daha sonra kapıldım o insana. Asıl nedenimse onun varlığının anlamını çözme isteğimdi. O insanın sevgisini yitirmeden güzel bir dostlukta somutlaştı ilgim… Ve o insanın o içten, üşüten o en güzel insansı ağlamalarını benimle paylaşmasıyla bana verebildiği en güzel insan olma armağanını hep hatırlıyorum..
Sonunda beni en çok sarsan ilişkim oldu. Adıge değildi. Benzer bir felsefeyle yetiştirmişti kendisini. O da asi ve militan ruhluydu. Tüm felsefemle tüm varlığımla yüzleştirdi o insan beni. Zaman zaman felsefemle ve zaman zaman ruhumla kavga ettim. Beni oluşturan değerlerden yitirmeden ve o insanı kaybettirecek olsa da sakınmadan yüreğimdeki tüm duygularla davrandım.. Ne o insandan vazgeçebiliyordum ne de hayatıma fiziksel olarak dahil edebilecek bir yol bulabiliyordum. O insansa her yeni gün gitmeyi bir gün daha erteliyordu. En sonunda da gitti benden… Kendimle son bir kez daha yüzleştim. tüm taşları zor da olsa yerine koydum. Bedenim, ruhum yıprandı. Ama en sonunda ruhum ve bedenim iyileşti.
Hayatımı birleştireceğim insan konusunda, ruhumun insana dair tüm sorularla beni yüzleştirip o insana öyle yürüme isteği vardı hep ruhumda. İçimden gelen asalet duygumdan taviz vermeden ve beni oluşturan değerlerle yürümeliydim o insana. Bunlara ulaşmadan ise hayat birleştirme anlamında hiçkimsenin karşısına çıkmayacaktım.
Çevremdeki tüm evliliklerde eksiklikler görüyordum. Annem bile zorunlu bir evlilik taşıyordu. Sürekli kırgınlıkla yaşamıştı koca bir ömrü. Benimle her dertleşmesinde ulaşamadığı düşlerini anlatırdı. O yüzden hep düşleri çalmanınne kadar iğrenç olduğunu yaşadım, anladım. Adıge felsefesiyle Adıge xabzeyi inceledim hep. Adıgelerin çoğunluğunun evliliklerini kendilerinin seçmesine rağmen yine de birşeylerin yanlış olduğunu gördüm. Sadece xabze kalmıştı. Özü ise yoktu. Biz xabzeye sadece gözlerle bakıyorduk. Yüreğimizle bakmayı ve felsefeyi unutmuştuk. Yüreksiz ve bencilce bir evlilik yapmamak hayatımdaki en büyük rüyam oldu buyüzden. Felsefemi ve nasıl uyguluyacağıma netleştirmeden bir insanla bir olmayı asla istemedim.
Felsefemi netleştirirken en büyük yardımcım Adıgece sözcükler, gözlemlediğim xabzeler ve içsel kararlılığım oldu. Önce “tzıxu(insan)” olduğumuzu farkettim. Sonraysa xabzelerimizin “gu(yürek)”ya dayandığını farkettim. Xabzelerimize tzıxı olma bilinciyle ve gu ile baktım. Bir şekilde insanların yüreğiyle konuşabileceğini gördüm. Bu ise bana f’ıwe lhağun(sevmek) ı öğretti. Sevmek insanın olumluluğunu onaylamak insanı sevmek anlamında. Bu aşamadan sonra ise insan olmanın sevincini tattım. Hayatın aslında sevinç olduğunu ve bu sevinci sürekli kılan bir hayat birleştirmeyle insan olma yolunda mutlulukla yürünebileceğini gördüm.
Nıbjjeğuğe(dostluk), tzıxuğe(insanlık), lhağunığe(sevgi)ya insan olma sevinciyle dokundum.
Tzıxu olduğumun farkında olunca sonsuz özgürlüğümü daha çok sevdim. Özgürlüğümle ve özgürlükleri incitmeden paylaşmayı duyumsadım.
Hayat birleştirmenin özgürlükleri kısıtlamak değil özgürlükle bir ruhu seçip insan olmanın en sıcak boyutunu yaşamak olduğunu anladım. Gelecek nesillere en güzel hediyenin ise insan olmanın en sıcak boyutu olan,gerçeklere dayalı kurulmuş ailelerle örülmüş güzel bir toplum hediye etmek olduğunu anladım.
İnsanların ruhlarında dokunduğu ve xabzelerimizde aradığı sıcaklığı yazılarımda sözcüklere döktüm, insanlar dokunabilsin diye. En çok insan ruhunun şekillenmiş bir xabzesinin olabileceğini göstermeye çalıştım. Her insanın yüreğinin gerçeğe dokunabileceğini ve ruhlarından korkmamaları gerektiğini anlatmaya çalıştım.
Hayat birleştirmeye hazır olduğumda ise beni büyüten herşeyi paylaşabilmeyi veya anlatabilmeyi istedim. Gerçek varlığım konusunda o insana herşeyi gösterebilmeyi umdum. Bu öneriyi yaptığım insan artık onu seçtiğimde gerekçelerimin oturmuş olduğunu bilmeli. O insan sözcüklerimle beni gördüğünde şunu anlayacaktır: beklentilerim değil de insanlığımıno insana götürdüğünü, o insanın asil gerçekleriyle yürüyebileceğime inandığımı, bir Adıge pşşaşşe olduğunu ve kendisinin hayat felsefesini niçin sevdiğimi, eşit ve saygılı bir birliktelik istediğimi, tüm insan sıcaklığıma değer bulduğumu…
Yitmeden ve yitirmeden yaşayabileceğime inanıyorum…
Beklemeli şimdilik. O insan ayrımsamalı beni. Nasıl dokunduğumu görmeli hayata. Ve ancak o zaman uzatabilir o insan, asil yüreğinin ellerini. Asil ellerini uzatana kadar tutku yok. Tutku çoğu kez gerçekleri eksik bırakır. Hayatla eksik yüzleşmedim ve o insan gerçeklerimi görmeli. Ondan sonraysa sevinçli tutku paylaşılır.
Bundan dolayı hayat birleştirme teklifi bir ısrar değil, bir davet beraber yürümek için. O insan kendi gerçeklerinde bulursa eğer gelme isteğini, gelecektiro zaman… Her karar zegurıuen(yüreklerin uzlaşısı)le alınır. Eğer yüreğimin söylediğinde o insanın yüreğiyle uzlaşırsak işte o zaman fiziksel hayatımız için karar alabiliriz… Yeterince verileri olmalı o insanın. O insan bendeki tüm verilere ulaşacak. Kararını gerçeklerle örecek ve öyle sunacak.
Evlilik olumlu sonuç ve evliliğin olmaması olumsuz sonuç değildir. Asil bir Adıge pşşaşşe olarak gerçeklerle örülü sunulan karar değerlidir hep. Çaba hayat birleştirmeyi sağlamaya yönelik değildir… Yüreğim o insanı sevdi, o insana hayatımın en büyük gerçekleriyle konuşuyorum, yüreğim o insanın olmasını istiyor. Bunun için o insanda kendimi netleştirmek ve özgür kararını verebilmesi için çabalıyorum. Aceleci değilim. O insanı hiçbir kararında yitirmeyeceğime inanıyorum.
O güzel bir insan. Onu seviyorum ama yakıştırarak ve tanrılaştırarak değil.
The(Yaratıcı) bize en güzel gerçeği armağan edecektir. Bizi tzıxu olmanın en güzel boyutuyla buluşmamız gereken yerde buluşturacaktır. Buluşmamız gereken yer ise o insanın yüreğinin ona söyleyeceği yer olacaktır. O zamana kadar da benim yüreğimin istediği yer bir öneri olarak kalacak ve o yerde buluşmazsak da o insanla insan olmanın en güzel boyutlarının birinde buluşacağız.
The bize yüreğimizin attığı gerçekleri armağan etsin…
16/01/2002
Marğuşş Vezir Savrum