Olma

Olma

     Bilemiyordu neden eve gitmemişti. Oysa son günlerde bulunmayı sevdiği tek mekan orasıydı. Ama yakları götürmedi onu eve.

     Vedalaştı arkadaşlarıyla. Amaçsız bir gezinti esnasında bir arkadaşını gördü. Takıldı ona ve sevmediği, eski kitaplarla dolu kütüphaneye gitti. Açtı, ama yemek istemiyordu. Yere düşecek kadar başı ağrıyordu ama düşmüyordu. Kütüphanede başka bir tanıdığa rastgeldi. Kendisinin bile anlamadığı bazı şeyleri geveledi. Masada boş bir sandalye olduğu halde uzak bir yerden başka bir sandalye aldı, ona oturdu. Sıkıldı. Zaten sıkılıyordu. Oradan ayrıldı ve kütüphanenin arkasına doğru yürüdü. Orada bir kantine gözü ilişti. Oraya doğru ilerledi. Durdu büfenin önünde. Sıra bekledi. Yemek için birşeyler söyledi. Parasının üstünü almadan bir masaya gitti, eşyalarını bıraktı. Daha  sonra tekrar büfeye gitti, çayı ve parasınınüstü verildi. Aldığı şeyleri hiçbir haz almadan yedi. Çayını yudumlayarak çok az kişinin gittiği bir ağaçlığa doğru gitti. Doğaya baktı, aşağıya inmek için bir istek duydu, yapmadı. Bardaktaki kalan çayı oraya döktü ve gereksiz olduğu halde birisiyle görüşmeyi kafasına koydu. Otobüse bindi. Defterinin üstünde yemek artığı olduğunu faretti. Diğer insanların onu görmesini umursamadı. Daha sonra yürümeye başladı. Yemek artıklarını silmeyi istedi. Silmek için birşeyler araştırdı. Birkaç kez almak için teşebbüs etti. Sonunda bir taş parçası aldı ve sildi. Sonra nereye gideceğini unuttu. Hernasılsa hatırladı , o yöne doğru saptı. Yine bir tanıdığa rastgeldi. İstemediği bir zoraki sohbetten sonra yoluna devam etti. Aradığı kişiyle görüşemedi. Ayakları eski bir alışkanlıkla onu aşağıya indirdi. Geniş çimenlik aklına geldi. Hiçkimseyi aramadığı halde birisini arıyormuş gibi çevreye iyice baktı. Çimenliğin ortasına gitti ve oturdu. Başka bir dildeki bir iki şiiri çevirmek istedi. İkisini de yarım bıraktı. Sonra yazmaya başladı. Düşüncelere daldı. Herzamanki gibi her tarafı düşünceyle doldu. Boğuluyordu. Düşüncelerin ne olduğunu seziyordu ama artık bilmek istemiyordu. Bir gün önceki olayı anımsadı. Sevdadan öte bir sevgiyle sevdiği insan gözünün önüne geldi. Hüzünlendi. Sabahleyin ağladığını hatırladı. Diğer insanlar aklına geldi. Çoğunluğu o sevgiden vazgeçmesini istiyorlardı. O sevgi sevgi duyduğu kişi ve diğer insanların çoğuna göre olmaz olandı. Ama ne yapabilirdi ki. Kendisini biliyordu… İnsanların artık o sevgiyi sürdürürse kendisine manyak gözüyle bakacaklarını biliyordu. Bu ona dukunmuyordu. Yirmiiki yaşında doksandokuzluk biri olmuştu. Hep gerçeği aramıştı. Kimseye gerçekten kızmazdı.Sıradışıydı fakat doğasından dolayı. Karar vermek istiyordu ama ne konudaydı bunu bilemiyordu. İntihar etmezdi. Birden hayatında hiç özür dilemediğini hatırladı. Neden dilememişti onu düşündü. Özür dilenecek hiçbir durum hatırına gelmedi. Sevdiği insandan özür dilemeye karar verdi ama niçin, kendisi de anlamadı. Artık sessizliğe gömülecekti. Sevgisi için hiçbir teşebbüste bulunmayacaktı. Önüne bir sevgi gelirse onu yaşayacaktı. Yaşayabileceğine inanmıyordu oysa. Ama zorundaydı. Gururluydu. İnsanları severdi. Onları anlar ve bilirdi. Sevdiği insanı da anlıyor ve biliyordu fakat anlatamadı ona. Anlatamadı işte. Anlanmadı işte. Artık anlatmıyorum, anlatamıyorum, bilemiyorum…

13/11/1996

Marğuşş Vezir Savrum

Yolculuk

Yolculuk

      Yine hoşnut olmadığım bir yolculuğa katlanmak zorundayım. Yazmamı bile engelleyecek derecede dönemeçli yollar, yolculuk eden insanlar, insanlara nasıl davranması gerektiğini bilmeyen mavin  gibi çevresel olumsuzluklar var. Dışarda güzel bir manzara var. Şu anda dağ ve Akdeniz ikliminin sınırından geçiyoruz. Portakal ağaçları ve çam ağaçları kaynaşmış. Hoşnut olmadığım bu ortamda bile sevinecek birşeyler bulabiliyorum. En azından dilimin titreşimlerini anlayabilecek bir tanıdık var yanımda. Daha da önemlisi fiziğin ötesindeki ruhsallığı görebiliyorum. Bu da hiç birşeyden nefret etmemi sağlıyor… Ben acı çekmiyor muyum? özlediğim bir insan yok mu?  Tabi ki bu durumlar var. Bu duyguların özünü bildiğim için bu duygulardan kaçmamam gerektiğini biliyorum. Acı içinde bulunsam da mutluyum, çünkü görüyorum.

31/12/1996

Marğuşş Vezir Savrum

Sis

Sis

Dışarıda sis var,

Televizyorda yine bildik programlar bu gece.

Ulaşmak istemiştim bugün sana,

Ulaşamadım.

Yorgunluktan dalmıştım bir ara

Arama ihtimalinin olduğu

Saatte uyanıverdim ben.

Sen aramadın.

Geceler o kadar güzel ki…

Seviyorum geceleri.

Yalnızlığımda kavga etmeden kendimle,

Kendimle konuştuğum saatleri taşıyor geceler.

Dışarıdaki sise bakıp daldığımda

İçimdeki ses fısıldadı bana seni özlediğimi.

Seni özledim bu gece.

Yüreğimin kulakları seni dinlemeyi seviyor

Ve

Seninle konuşamadım bu gece.

Seni yüreğimde konuştum kendimle

Sesim seni özlediğimi söyledi bana.

25/01/2002

Xabze

Xabze

Öyle ince öyle yürüktendir ki xabzemiz…

Yürekten olduğuna inanırız sözcüklerden süzülenin.

Yürekleri incitmeden

Öyle dokunmak isteriz insanlara.

Beklentimiz borçlandırmak değildir karşıdakini

Yürekten gelene yürekle bakılmasıdır,

Ve yürekteki gerçek karşılıkla cevap verilmesidir.

Hiçbir düşünce öylesine reddedilemez,

Hiçbir insanın düşüncesi değildir ikinci sınıf.

Ortaya konulan hep yürektir,

Yürekli davranmak en büyük erdemdir bizde.

Adıge ş’ale yüreğinden geçenleri sunduğunda

Öylesine kestirip atamaz hiçbir pşşaşşe.

Çünkü sunulan yürektir

Yüreği kanatmak erdemsizliktir…

Zor bir zamandayız,

Kolay kolay yüreklerin işitilmediği.

Korkular ve tedirginlikler bürümüş benlikleri

Yürekler incinerek yaşandığı için

Ve yürekler hep kanatıldığı için.

Yüreğin gerçek sesini bile,

Zorlaşmış ayırdetmek sahtesinden.

Haklı pşşaşşelerimiz.

Onların asil yürekleri incinmemeli

Ama onlar da kabul etmeli ki

Bizim de yüreklerimiz asil.

Hepimiz seviyoruz xabzemizi,

Ama dokunamıyoruz hayatımızda

Özü kalmış yüreklerde,

Hayatımızda yitirmişiz çoğunu.

Uzlaşmalıyız hepimiz.

Hepimiz aynı şeyi istediğimize göre,

Yeniden bulmalıyız Adıge olmayı.

Eskisinden zor, eskisinden ağır kavgamız.

Yürekler bir olduğunda

Kazanılır en zor kavgalar bile.

Çoğumuz çocuk gibiyiz

Adıgağeyse avunduğumuz oyuncak.

Bazen kenara atıveririz

Sonra unuturuz uzun bir zaman

Sonra “Oyuncağımı isterim!” diye tutturur

Yine alır oynarız yeniden.

Hayat bir oyun

Bizler çocuk değiliz.

Adıgağe oyuncak değil,

İnsan olmanın engüzelboyutudur Adıge olmak.

Adıge pşşaşşe mağrur,

Adıge ş’ale asildir her zaman.

Figüran değiliz hiçbirimiz.

Hayat gerçek ve ona dokunuyoruz

Neden Adıgağe gerçeği dokunmasın bize

Ve ona dokunarak büyümeyelim!

23/02/2002

Marğuşş Vezir Savrum

 

Kar ve Sen

Kar ve Sen

Dışarıda kar yağıyor.

Yürümüştüm karlar içinde biraz,

Karlar sevgiyle dokunuyordu bedenime.

Üzüldüm karların sana da dokunamayışına.

Sana ruhumda karlar çizdim,

Senin ruhuna gönderdim yağsın diye.

Şimdi oturmuşum, karların yağışını izliyorum

Dalmışım derinlere.

Görüyorum beyazlar var üzerinde

Ruhunun ayak izleri düşmüş karlara.

Sen neşeyle gülümsüyorsun

Belki de birazdan bir kartopu yapıp atacaksın

Veya kimbilir, kızağını alıp kayacaksın

Ya da aklıma gelmeyen bir muziplik yapacaksın

21/02/2002

Marğuşş Vezir Savrum

Gülüşün

Gülüşün

Gülüşün geldi gözlerimin önüne

-İçten ve özgür gülüşün-.

Hiç susmadan gülüşün geldi gözlerimin önüne.

Hayatın özü sevinç

Sevinç, insan olmayı duyumsamak

Doludizgin gülüyorsun halen.

Gülüyorsun parıltılı insan olma sevincinle.

İnsan olma sıcaklığınla gülüyorsun,

Yürekten ve özgürce.

20/01/2002

Marğuşş Vezir Savrum

The’nın Hediyesi

The’nın Hediyesi

The: Adıge Dilinde Yaratıcı

     Gece uyumak için yattığımda artık ruhumu huzursuz eden düşlere uyumuyorum. Uykuya bırakmadan önce kendimi The’ya yüreğimden geçenleri yineliyorum. Uzuncadır yalnızım ve ayrıyım ailemden. 10 yıl olmuş ayrılığım tam olarak. Hem bende hem de ailemde pek çok şeyler değişti. Annem babam daha çok yaşlandı. Onları bazen o kadar çok özlüyorum ki… Onlar benden yapacakları hiçbirşeyi esirgemediler. Yaptıklarına karşılık onların yüreklerine tatlı bir sıcaklıkla dokunmak ve onları gülümsetmek istiyorum. Bazen çok zoruma gidiyor onları sık göremeyişim. Yazları dışarıda çalışabilecek olmama rağmen kesinlikle hiçbiryere gitmiyorum köyümün dışında…

     Bu yaz en ağır yazımdı benim. En büyük depremlerle sarsılıp duruyordum. Ama annem ve babama sıcak bir dokunuş vermek beni biraz rahatlatıyordu… Annem hasta olduğunda yemek, bulaşık, işler hep benimdi ve seviyordum… Babam ayağını incittiğinde depremin ertesi olan bir sabahta beni uyandırmışlar ve babamı bir sınıkçıya götürmüştük. Babamın incinen ayağını tedavi ederken sınıkçı, babam acı bir inlemeyle bana sarılmıştı. Yüreğim o kadar çok ezildi ki o gün… Her geçen gün enerjimiz azalıyordu yaşamak adına. Ne kadarda zoruma gitti bir insanın zayıflığının masumiyetiyle sıcaklığıma sarılması… Bir sabah yine babam hastaydı, ilçeye gitmek istiyordu ve gidince de hastalığı artacaktı. Annem vazgeçirememişti onu ve beni uyandırdı. Daha ben yeni uyumuştum. Aniden kalktım ve babamın yanına gittim. Konuştum ve gitmemesi konusunda ikne ettim. Sonra kendimi ço ama çok kötü hissettim. Yere düşeceğimi anladım. İlk kez güçlü olamıyordum. Odama yöneldim ve yatağıma doğru gidiyordum. Bu arada  teyzem evimize gelmişti babamı sormak için. Teyzem tam babamın odasına girerken ben yatakları koyduğumuz yere çarptım ve yığıldım oraya… Burnuma kolonya kokuyordu. Hasta babam, annem, ve teyzem gözyaşlarıyla beni ayıltmaya çalışıyorlardı .  Neyse ki ayıldım. Birşeyler gevelemek istedim onları teselli edebilmek için ama yapamadım. Boğazımda birşeyler düğümlendi. Sonra biran önce kalktım yatağıma yattım. Beni bu halde görmelerini hiç istememiştim. Soğuk yaşlar ve donuk gözlerle baktım hayata. Annemin, babamın ve teyzemin bana o insansı dokunuşlarının bende yarattığı ve insan olmamızdandolayı yaşadığımız, yaşamak zorunda olduğumuz o duygunun burukluğunu anlatamam…

     Kendimi hiç avutmadan ağlamanın sonsuzluğunu tattım. Beni seven ve sıcaklığımdan mutlu olan insanlara yine umut ve sevgivermeye başladım. Geceleri yalnızlığımda sonsuz hıçkırıklarımı sadece kendime sakladım. Kendimde artık hiçbir umut büyümüyordu artık ve sadece yaşıyordum. Fiziksel hayatımı yeniden yarattım çünkü görevime başlamıştım ve hayat sürüyordu. Ev kiraladım, eşya buldum, eşyalarımı taşıdım… Öğrencilerime o yüzleşecekleri acımasız hayata hazırlanırken birkaç seçenek verebilmek ve o saf ve masum saygılarını hissetmek beni mutlu kılmaya başladı… Yeri ve zamanı gelince mutlu olacağımı ve bunun sürekli olacağını hissetmeye başladım. Hayatımda bir insanı özlemeye ve nasıl biri olduğu ruhumda şekillenmeye başladı.

     The’yı seviyorum. Her zaman da onu çok sevdim. En kötü zamanımda bile onunla konuştum. The’nın her zaman ruhumdaki en güzel şeyi benim için hayatımda yarattığını gördüm. Ruhumdaki o insanla da The’nın beni artık buluşturacağına yürekten inanmaya başladım. Bu beni rahatlattı. Kâbuslarla artık uyanmamaya başladım.

     Özlediğim insan çocukluğumu taşımalıydı. Sözcüklerimi anlayabilmeli ve düşlerimize beraber dokunabilmeliydik. O bir Adıge pşşaşşe(Adıge kızı) olmalıydı. Yüreklerimizin içinde attığı çevremiz birbirine yabancı olmamalıydı. O insan beni tamamıyla görebilmeliydi. İkimizin birbirine verebileceğimizinsan sıcaklığı dışında diğer insanlara vereceğimiz sıcaklık aynı şekilde buluşabilmeli ve ısıtacağımız insanlara aynı sekilde dokunabilmeliydik. Hiçbir nıbjjeğumuzu(dostumuzu) üsütmemeliydik. The’nın bizim için en güzel gerçeği yaratmasından kaynaklanan sevinci paylaştığımızı bilmeliydik.  Asil ve gururlu sıcaklıklarımızı asilce birleştirebilmeliydik.

     Geceleri yatıyorum. The’yle konuşuyorum. Onu sevdiğimi ruhumdan geçiriyorum… ruhumda beni kanatacak birşeyler büyütmemem konusunda beni birşekilde uyardığını artık  biliyorum.  O insanla yollarımız kesiştiğinden beri ruhum bir huzur içinde. Hiçbirşeyden kopmadığımı hissediyorum. Tüm enerjimi, tüm hayatımı o insana endekslemeden o insanıseviyorum. O insanın düşlerini, çevresini, sıcaklığını kendime yakın buldum.  Varlığımın kalan zamanını onunla paylaşabileceğime inanıyorum. Varlığımı oluşturan hiçbirşeye yabancı hissetmeden kendimi, hayatımda özel ve farklı bulduğum tek insan o… Her gece o insana olan sevgimi yineleyip The’dan ruhlarımızdaki en güzel gerçeği yaratacağı inancıyla uyuyorum. Sabahları endişe yerine doğan günün gerçekliğine uyanıyorum. Günlerce o insanla konuşmazsam bile bende tedirginlikler büyümüyor. “Sonuç” istemek yerine The’dan gelen hediyenin en güzeli olacağına inanıyorum.

20/01/2002

Marğuşş Vezir Savrum

Kar

Kar

Oturmuşuz dostlarımızla.

-Dışarıda kar var.-

Hani sen kar seversin ya..

O senin en sevdiğin şekilde yağıyor kar.

-Ağaçlar o kadar güzel ki-

Tüm herşeyi örtmüş kar.

Sadece kendi güzelliği var beyaz masumiyetin.

…Yakınımızdaki en güzel şey kar…

Kar yağıyor dışarıda

Ben müziğin tınılarına dalmışım

Ve yüreğim seni anmış işte.

07.01.2002

Marğuşş Vezir Savrum

псэнэ

псэнэ
псыр псэм ф1еф1щ
сипсем уипсэр
псыр псынэхэм
уипсэр 1э уинэхем щы1эф1щ….
псынэхэм уп1ш1эншу псы сщофэ
уипсэм 1э уинэхэм сщефэну
хуит скъэш1
скъэнш1ыхук1е
сщегъафэ уипсэм
1э уинэ псэнэхэм деж…
маргъущ везир саврум